<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="bbPress/1.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
		>
	<channel>
		<title>dua dostlugu &#187; Etiket: ilim - Son Mesajlar</title>
		<link>http://mucize.net/forum/tags/ilim</link>
		<description>dualar</description>
		<language>tr-TR</language>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 09:43:16 +0000</pubDate>
		<generator>http://bbpress.org/?v=1.2</generator>
				<atom:link href="http://mucize.net/forum/rss/tags/ilim" rel="self" type="application/rss+xml" />

		<item>
			<title>zez burada "Mühittin(Muhyiddin)  ibni Arabi hazretleri"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6931#post-129147</link>
			<pubDate>Tue, 05 Feb 2008 20:58:04 +0000</pubDate>
			<dc:creator>zez</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">129147@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>ALLAH EMREDERSE ATEŞ YAKMAZ</p>
<p>Bir gün sohbetine inkârcı bir felsefeci gelmişti. Bu felsefeci, Peygamberlerin mûcizelerini inkâr ediyor, filozof olduğu için her şeyi felsefe ile çözmeye kalkışıyordu. Soğuk bir kış günüydü. Ortada, içinde ateş bulunan büyük bir mangal vardı. Filozof dedi ki: "Avâmdan insanlar, İbrâhim aleyhisselâmın ateşe atıldığı ve yanmadığı kanâatindedirler. Bu nasıl olur? Zîrâ ateş herşeyi yakar kavurur. Çünkü yakma özelliği vardır." Devâm edip bir takım sözler söyleyince, Muhyiddîn-i Arabî hazretleri; "Allahü teâlâ, Enbiyâ sûresinin 69. âyet-i kerîmesinde meâlen: "Biz de: Ey ateş İbrâhim'e karşı serin ve selâmet ol! dedik" buyurmaktadır." dedi. Ortada bulunan mangalı alıp, içindeki ateşi filozofun eteğine döktü ve eliyle iyice karıştırdı. Bu hâli gören filozof donup kalmıştı. Ateşin, elbisesini ve Muhyiddîn-iArabî hazretlerinin elini yakmadığını ve tekrar mangala doldurduğunu görünce iyice şaşırmıştı. Ateşi tekrar mangalı doldurup, filozofa; "Yaklaş ve ellerini ateşe sok!" deyince, filozof ellerini uzatır uzatmaz, ateşin tesirinden hemen geri çekti. Muhyiddîn-i Arabî bunun üzerine; "Ateşin yakıp yakmaması, Allahü teâlânın dilemesiyledir." buyurdu. Filozof onun bu kerâmetini görünce, Kelime-i şehâdet getirerek müslüman oldu.</p>
<p>ŞEYH-ül EKBER MUHYİDDÎN İbn ARABÎ nin Ruhuna EL FATIHA...
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>zez burada "GAVSULAZAM ABDULKADİR-İ GEYLANİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6976#post-128833</link>
			<pubDate>Tue, 05 Feb 2008 14:35:49 +0000</pubDate>
			<dc:creator>zez</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">128833@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Yunus Emre:<br />
“Seyyah olup şu alemi arasan<br />
Abdülkâdir gibi bir er bulunmaz.” </p>
<p>Eşrefoğlu Rumî:<br />
“Arısının balıyım bahçesinin gülüyüm<br />
Çayırının bülbülüyüm şeyh Abdülkâdir!” </p>
<p>Erzurumlu meşayihten Alvarlı Muhammed Lütfi ise:<br />
“Pir-i Geylanîdir Kamer-i himmet,<br />
Eflak-i şeri’at nur-i hakikat<br />
Mirat-ı Muhammed bahr-ı ma’rifet<br />
Üstad-ı kül, rih-i Rahman iledir.”
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>zez burada "GAVSULAZAM ABDULKADİR-İ GEYLANİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6976#post-128509</link>
			<pubDate>Mon, 04 Feb 2008 22:36:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator>zez</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">128509@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>yetis yüregime,yetis caresizligime,yetis yalnizligima ,ey Veliler Sultani..... hem seyyid, hem şerif...<br />
yetis ...... </p>
<p>amin yaralkaraca kardesim aminnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>yaralkaraca burada "GAVSULAZAM ABDULKADİR-İ GEYLANİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6976#post-128452</link>
			<pubDate>Mon, 04 Feb 2008 21:36:03 +0000</pubDate>
			<dc:creator>yaralkaraca</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">128452@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>RABBIM  BANA DA GEYLANI HAZRETLERININ TURBESINI  ZIYARET ETMEYI NASIP EYLESIN  YOLUNU YOLUMUZ BILDIK  AMINN
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>ceylan burada "GAVSULAZAM ABDULKADİR-İ GEYLANİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6976#post-128444</link>
			<pubDate>Mon, 04 Feb 2008 21:29:17 +0000</pubDate>
			<dc:creator>ceylan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">128444@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Rabbim onların halleri ile hallendirsin inşallah
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>zez burada "GAVSULAZAM ABDULKADİR-İ GEYLANİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6976#post-118156</link>
			<pubDate>Thu, 17 Jan 2008 02:33:08 +0000</pubDate>
			<dc:creator>zez</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">118156@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>yetis yüregime,yetis caresizligime,yetis yalnizligima ,ey Veliler Sultani..... hem seyyid, hem şerif...<br />
yetis ......
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>zez burada "Mühittin(Muhyiddin)  ibni Arabi hazretleri"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6931#post-118154</link>
			<pubDate>Thu, 17 Jan 2008 02:29:03 +0000</pubDate>
			<dc:creator>zez</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">118154@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>yetis bizlere, yetis yüregime...yetis vasita ol yetis caresizligime  ....dularaima ,ya  Şeyh-i Ekber...
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Nur-Karabuk burada "GAVSULAZAM ABDULKADİR-İ GEYLANİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6976#post-112577</link>
			<pubDate>Wed, 02 Jan 2008 17:42:05 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Nur-Karabuk</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">112577@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>BAŞKASINDA BULUNAN Bİ HATAYI DEFETMEK İSTERSEN,NEFSİNLE DEĞİL İMANINLA YAP.KÖTÜLÜKLERİ ANCAK İMAN YIKAR.Ne muhteşem bir ifade.Hep aklımda olacak inşallah Recep abi.Allah razı olsun sizden.manevi bi anahtar sundunuz bize.Senden de Allah razı olsun zez kardeşim.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Ayse1 burada "GAVSULAZAM ABDULKADİR-İ GEYLANİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6976#post-110711</link>
			<pubDate>Thu, 27 Dec 2007 10:22:40 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Ayse1</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">110711@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>ALLAH RAZI OLSUN!ALLAH RAZI OLSUN SİZLERDEN!
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Ayse1 burada "Mühittin(Muhyiddin)  ibni Arabi hazretleri"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6931#post-110704</link>
			<pubDate>Thu, 27 Dec 2007 10:12:09 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Ayse1</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">110704@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>ALLAH RAZI OLSUN,SAĞOLASIN KARDEŞİM.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>recep1 burada "GAVSULAZAM ABDULKADİR-İ GEYLANİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6976#post-110242</link>
			<pubDate>Tue, 25 Dec 2007 17:11:03 +0000</pubDate>
			<dc:creator>recep1</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">110242@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Başkasında bulunan bir hatayı defetmek istersen nefsinle yapma, imanınla yap. Kötülükleri ancak İMAN yıkar. Bu durumda RABB’in sana işlerinde yardımcı olur. O kötülüğü yok etmek için arkadaş olur, O kötülüğü ezer ortadan kaldırır. Eğer bir kötülüğü nefsin için, halkın seni tanıması için ortadan kaldırmaya niyet edersen rezil olursun. Her işte HAKK’ın rızası aranmalı.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Sevgi burada "GAVSULAZAM ABDULKADİR-İ GEYLANİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6976#post-110223</link>
			<pubDate>Tue, 25 Dec 2007 16:06:32 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Sevgi</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">110223@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Rabbim mübarek dualarına ümmeti Muhammedi DUA DOSTLARIMI evlatlarımı beni ve eşimide nasip eder inşallah.rabbim bizleri dogru yoldan ayırmasın
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>esra burada "GAVSULAZAM ABDULKADİR-İ GEYLANİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6976#post-109202</link>
			<pubDate>Fri, 21 Dec 2007 14:35:34 +0000</pubDate>
			<dc:creator>esra</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">109202@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>allah doğruluktan ayırmasın.<br />
allah razı olsun.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>MAHZUN burada "GAVSULAZAM ABDULKADİR-İ GEYLANİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6976#post-109194</link>
			<pubDate>Fri, 21 Dec 2007 13:57:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator>MAHZUN</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">109194@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>ALLAH BİZEDE ŞEFAATİNE NAİL ETSİN ,YOLUNU YOLUMUZ YAPSIN
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>zez burada "GAVSULAZAM ABDULKADİR-İ GEYLANİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6976#post-109190</link>
			<pubDate>Fri, 21 Dec 2007 13:30:57 +0000</pubDate>
			<dc:creator>zez</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">109190@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Abdul-kadir-i-Geylani</p>
<p>İslâm alimlerinin ve velilerinin büyüklerinden Hazreti Abdülkadir Geylani, 1078 yılında İran'ın Geylan şehrinde doğdu. Künyesi, Ebu Muhammed'dir. Muhyiddin, Gavs-ül-a'zam, Kutb-i Rabbani, Sultan-ul-evliya, Kutb-i a'zam gibi lâkabları vardır. Babası Ebu Salih bin Musa Cengidost'tur. Hz. Hasanın oğlu Hasan-ı Müsenna'nın oğlu Abdullah'ın soyundandır. Annesinin ismi Fatıma, lakabı Ümm-ül-hayr olup seyyidedir. Bunun için Abdülkadir Geylani, hem seyyid, hem şerifdir. Abdülkadir Geylani, 1166'da Bağdatta vefat etti. Türbesi Bağdattadır. Onun için şu ibare meşhur olmuştur: "Veliler Sultanı Abdülkadir Geylani, aşk ile doğdu, kemal ile ömür sürdü ve kemal-i aşk ile Rabb'ine vasıl oldu."</p>
<p>Bir gün Abdülkadir Geylani’ye, "Bu işe başladığınızda, bu yola adım attığınızda, temeli ne üzerine attınız? Hangi ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?" diye sordular.</p>
<p>Buyurdu ki: "Temeli sıdk ve doğruluk üzerine attım. Asla yalan söylemedim. Yalanı kağıda bile yazmadım ve hiç yalan düşünmedim. İçim ile dışımı bir yaptım. Bunun için işlerim hep rast gitti. Çocuk iken maksadım, niyetim, ilim öğrenmek, onunla amel etmek, öğrendiklerime göre yaşamaktı. Küçüklüğümde Arefe günü çift sürmek için tarlaya gittim bir öküzün kuyruğundan tutunup, arkasından gidiyordum. Hayvan dile geldi ve dönüp bana; "Sen bunun için yaratılmadın ve bununla emrolunmadın" dedi. Korktum, geri döndüm. Evimizin damına çıktım. Gözüme, hacılar gözüktü. Arafat'ta vakfeye durmuşlardı. Anneme gidip; "Beni Allah ü teâlânın yolunda bulundur. İzin ver, Bağdat'a gidip ilim öğreneyim. Salih zatları ve evliyayı bulup ziyaret edeyim" dedim. Annem sebebini sordu, gördüklerimi anlattım. Ağladı, kalkıp babamdan miras kalan seksen altının yarısını kardeşime ayırdı. Kalanını bana verip, altınları elbisemin koltuğunun altına dikti. Gitmeme izin verip, her ne olursa olsun doğruluk üzere olmamı söyleyip, benden söz aldı. "Haydi  selamet versin oğlum. ü teâlâ için ayrıldım. Artık kıyamete kadar bir daha yüzünü göremem" dedi. Küçük bir kafile ile Bağdat'a gitmek üzere yola çıktım. Hemedan'ı geçince, altmış atlı eşkıya çıka geldi. Kafilemizi bastılar. Kervanı soydular. İçlerinden biri benim yanıma geldi. "Ey derviş! Senin de bir şeyin var mı?" diye sordu. "Kırk altınım var" dedim. "Nerededir?" dedi. "Koltuğumun altında dikili" dedim. Alay ediyorum zannetti. Beni bırakıp gitti. Bir başkası geldi, o da sordu. Fakat, o da bırakıp gitti. İkisi birden reislerine gidip, bu durumu söylediler. Reisleri beni çağırttı. Bir yerde, kafileden aldıkları malları taksim ediyorlardı. Yanına gittim. "Altının var mı?" dedi. "Kırk altınım var" dedim. Elbisemin koltuk altını sökmelerini söyledi. Söküp, altınları çıkardılar. "Neden bunu söyledin?" dediler. "Annem, ne olursa olsun yalan söylemememi tembih etti. Doğruluktan ayrılmayacağıma söz verdim. Verdiğim sözde durmam lazım" dedim. Eşkıya reisi, ağlamaya başladı ve; "Bu kadar senedir ben, beni yaratıp, yetiştiren Rabbime verdiğim sözü bozuyorum" dedi. Bu pişmanlığından sonra tövbe edip, haydutluğu bıraktığını söyledi. Yanındakiler de, "İnsanları soymakta, yol kesmede sen bizim reisimiz idin, şimdi tövbe etmekte de reisimiz ol" dediler. Sonra, hepsi tövbe ettiler. Kafileden aldıkları malları sahiplerine geri verdiler. İlk defa benim vesilemle tövbe edenler, bu altmış kişidir."
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>zez burada "Mühittin(Muhyiddin)  ibni Arabi hazretleri"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6931#post-108526</link>
			<pubDate>Tue, 18 Dec 2007 23:50:11 +0000</pubDate>
			<dc:creator>zez</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">108526@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Aşk, vecd ve istiğrak hâli öyle bir ummandır ki ancak ehline mâlum olan bir cilve-i Rabbânî'dir. Yine bu sır ilminden bir kısmını, rumuzlu bir şekilde de olsa satırlara aksettiren Muhyiddîn ibn Arabî'ye, ehlullâh büyük değer vermiş, ifâdelerinin derûnundaki kâbına varılmaz sırların hakîkatlerini seyretmişler, onu "Şeyh-i Ekber" diye yâd etmişlerdir. Bâtınî âlemden uzakta olanlarsa bu nükteyi çözemedikleri için, onu küfürle ithâm etmişlerdir. Eğer sırlara tahammül edecek dost ve sırdaş bulunmazsa, susmak evlâdır. Çünkü herkese aklının erebileceği ölçüde söz söylemek gerekir. Yoksa hâlden anlamayana hikmet ve mârifetten bahsetmek, hakîkate zulmetmektir. Bu itibarla Muhyiddîn ibn Arabî -kuddise sirruh-: "Hâlimize âşinâ olmayanlar, eserlerimizi okumasınlar." buyurmuştur. </p>
<p>"Varlıklar gelir, İlahî isimlere ayna olur, görünür ve yiterler."
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Mucize-net burada "Mühittin(Muhyiddin)  ibni Arabi hazretleri"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6931#post-108520</link>
			<pubDate>Tue, 18 Dec 2007 23:17:46 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Mucize-net</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">108520@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Allah razı olsun.</p>
<p>Bizlere Allah dostlarını sevmek ve onların yolu üzre  olmak nasip olsun  inşaallah.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>zez burada "Mühittin(Muhyiddin)  ibni Arabi hazretleri"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6931#post-108516</link>
			<pubDate>Tue, 18 Dec 2007 23:12:38 +0000</pubDate>
			<dc:creator>zez</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">108516@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Muhyiddin İbn-i Arabi, Muvahhidun döneminde 27 Ramazan 560’da Mürsiye (Murcia), İspanya’da doğdu. Bilinmeyen bir sebeple 8 yaşında ailesiyle birlikte İşbiliye’ye (bugünkü Sevilla) geldi (muhtemelen babasının memuriyeti nedeniyle). Ailesi Arap Tayy kabilesine mensuptu. Yakın cedleri hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, anne ve baba tarafından nüfuz ve itibar sahibi kimseler olduğu anlaşılıyor. Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere sahip kimseler vardı. Dayısı Ebû Müslim el-Havlânî de, kutubların büyüklerinden sayılır..</p>
<p>İlk tahsilini bu şehirde yaptı, uzun bir süre burada kaldı. Çocuk yaşlarında Ahmed İbnu’l-Esirî adında genç bir Sufi ile arkadaş oldu. İbnu'l-Arabî, bu tahsil sırasında bir aralık Halvet'e çekilmiş her sahada ve özellikle tasavvufî marifetler sahasında hiçbir şey bilmezken ve bu hususta hiçbir kitap da okumadan, keşif ve keramet yoluyla birçok şeylere muttali olarak halvetten çıktı.</p>
<p>Endülüs'de bir süre daha kaldıktan sonra, seyahate çıktı. Şam, Bağdad ve Mekke'ye giderek orada bulunan tanınmış alim ve şeyhlerle görüştü. 1182'de İbn-i Rüşd ile görüştü. Bu görüşmeyi eserinde anlatır. Bu İbnu Rüşd’ün bilgi'nin akıl yolu'yla elde edileceğini söylemesiyle meşhur olduğu yıllardır. 17 yaşındaki genç Muhyiddin gerçek bilgi'nin sadece aklımızdan gelmediğine, böyle bir bilginin daha çok ilham ve keşf yoluyla elde edilebileceğine inanmıştı.</p>
<p>Bu senelerde Şekkaz isminde bir Şeyh'le tanıştı. Bu zat küçük yaşlardan itibaren İbadete başlayan, Allah korkusu taşıyan, hayatında bir kerecik olsun ‘ben’ dememiş olan ve uzun uzun secde eden bir kimsedir. Muhyiddin o ölene kadar onunla sohbete devam etti. 1182-1183'de İşbiliyye’ye bağlı Haniyye’de Lahmî İsimli bir şeyhden, bu zatın adını taşıyan bir mescidde Kur'an dersi aldı.</p>
<p>1184-1185'de Ureynî isimli bir şeyh’le tanıştı. Eserlerinde Ondan ilk hocam diye bahseder, çok faydalandığını söyler. Ureynî, Ubudiyet[kulluk] meselesinde derin bir bilgiye sahipti. Bu yıllar'da Martili adlı bir şeyhten de istifade etti. Ureynî O’na:’Sadece Allah’a bak’ derken Martilî ‘Sadece Nefsine bak, nefsin hususunda dikkatli ol, ona uyma’ diye öğüt vermişti. Martilî’ye bu zıt önerilerin İçyüzünü sordu. Bu zat, kendi nasihatinin doğruluğunda ısrar edecek yerde, ‘Oğlum, Ureynî’nin gösterdiği yol, doğru yolun ta kendisidir. Ona uyman lazım. Bizim ikimiz de, kendi halimizin gerekli kıldığı yolu sana göstermiştir’ dedi.</p>
<p>Bu yıllar'da İşbiliyye’de Kordovalı Fatma adında yaşlı bir kadına (tanıştıklarında 96 yaşındadır) 14 sene hizmet etti. Bu kadın, erkek ve kadınlar arasında müttaki ve mütevekkile olarak temayüz etmişti. Çok iyi bir kimseyle evliydi. Yüzü o kadar güzeldi ki, İbnu’l-A’rabi onun yüzüne bakmaktan utanırdı.</p>
<p>1189'da [Ebu Abdullah Muhammed eş-Şerefî] adında biriyle tanıştı. Kendisi doğu İşbiliyye’li olup, Hatve ehlindendi. Beş vakit namazını Addis Camii'nde kılardı. İbadete aşırı düşkünlüğünden namaz kılmaktan ayakları şişerdi.</p>
<p>Arabi, İşbiliyye’deyken (1190) hastalandı. Okuma kabiliyyet'ini kaybetti. 2 Yıl bu halde kaldıktan sonra 589'da (Hicri) Sebte Şehri'ne giderek orada ahlak makamına erdiğini söylediği İbnu Cübeyr ile tanıştı. Bir süre sonra İşbiliyye’ye döndü. Aynı yıl Tlemsen’e geldi. Burada Ebu Medyen (ö.594)[1] hakkında gördüğü bir rüyayı anlatacaktır.</p>
<p>1196'da Fas’a gitti. Orada yaptığı Seyahatler sırasında büyük şöhret kazandı. 1198'de tekrar Endülüs’e geçti. Gırnata Şehri dolaylarındaki Bağa kasabasında Şekkaz isimli bir şeyhi ziyaret etti. Onun Tasavvuf yolu'nda karşılaştığı en yüce kimse olduğunu söyler. 1199-1200'de İlk defa Hac için Mekke’ye gitti. Orada [el-Kassar] (Yunus ibnu Ebi’l-Hüseyin el-Haşimi el-Abbasi el-Kassar) isimli bir şahıs'la sohbet etti. Hac’dan sonra Mağrib’de, oradan da Ebu Medyen’in şehri olan Becaye'de bulundu. Bir süre sonra tekrar Mekke’ye geldi ve Ruhu’l-Quds, Tacu'r-Rasul adlı eserler'ini yazdı.</p>
<p>1204'de Medine, Musul, Bağdad'da bulundu. Musul'da, et-Tenezzülatu'l-Musuliyye'yi yazdı. Musul’dan ayrıldıktan sonra Konya’ya geldi. Orada tanıştığı Sadreddin Konevi’nin dul annesi ile evlendi. Konya’da iken Risaletü’l-Envar’ı yazdı. Selçuk Meliki tarafından hürmet ve ikram gördü. Sonra Mısır’a geçti; tekrar Mekke’ye geldi ve burada bir süre kaldı. Mekke'de el-Futuhatu'l-Mekkiyye, Fusus'u rüya'da gördüğü Peygamber'in emriyle ve O'nun istediği şekilde yazdığını, bu eserin önsöz'ünde belirtir. "Veliler bilgilerini, peygambere vahyi getiren meleğin aldığı kaynaktan almaktadırlar." Bağdad ve Halep’de bir süre dolaştıktan sonra 612/1215 de tekrar Konya’ya geldi. 617 de Şam’a yerleşti. Zaman zaman civar şehirlere seyahatler yaptı. 638 de 22 R.Evvel’de (1239) Şam'da öldü. Kabri Şam şehri dışında Kasiyun Dağı eteğindedir. 1500'lerin başında Sultan Selim, Şam’ı Osmanlı toprağı yaptığında oraya türbe, camii ve imaret inşa ettirdi.<br />
Nurlar icinde yat insallah.Amin.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>zez burada "Mühittin(Muhyiddin)  ibni Arabi hazretleri"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6931#post-108511</link>
			<pubDate>Tue, 18 Dec 2007 23:03:33 +0000</pubDate>
			<dc:creator>zez</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">108511@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Herşeye karşı şefkatli ve merhametlilerin en merhametlisi Allah’ın adıyla:<br />
Başarının en mükemmelini getirdiği için Allah’a övgüler olsun!<br />
O’ndan: O’nun yolunu izleyebilmek için rehberlik;<br />
Gerçeğini doğrulayabilmek için ilham;<br />
O’nun Gerçekliğinden emin bir kalp;<br />
O’nun üstünlüğünün lütfedilmiş, farkındalığıyla uyanmış bir akıl;<br />
O’na duyduğu arzunun şevkiyle kendinden geçmiş bir nefs;<br />
Cehaletten arınıp huzura kavuşmuş bir ruh;<br />
Parlak düşünce ve keskin zekasıyla ışıyan anlayış;<br />
Derinlerde, uyanmışlık pınarları ve onların saf nektarı (hayat suyu)ile serpilip gelişen bir kalp;<br />
Dürümü açılıp yayılan bir halı gibi, geniş ve aydınlatıcı söz;<br />
Geçiciliğin sahte inceliği ve süsünden arınmış düşünce;<br />
Yaratılmışların ve yükselişlerinin sahnesinde varlığın gizemli sırrına şahit olabilen kavrayış;<br />
İlahi tazeliğin sürekli akışının verdiği sağlıkla kazanılmış duygular;<br />
Eksikliğin hakimiyeti ve bu hakimiyetin sonuçlarından arınmış bozulmamış bir yapı;<br />
İlahi yasanın idaresi ve otoritesine kendini tümüyle bırakmış bir kişilik;<br />
O’nun birliğine ve ayrıksılığına karşı her zaman açık olan bir hal isterim.<br />
Allah’ın salat, barış ve huzuru (selam) Muhammed’in, ailesinin, onun yanında olanların ve ondan sonra gelenlerin, onun yolunu izleyen topluluğun üzerine olsun, barış ve huzurla karşılansınlar.<br />
Hem Varlıkta hem tanıklıkta tek arzulanan Allahtır,<br />
ne reddedilebilir ne de vazgeçilebilerek kalpteki tek niyet O’dur.<br />
Çünkü O bana yeter, Vekillerin en yararlısı O’dur.</p>
<p>M. Arabi Hz.
</p>]]></description>
					</item>

	</channel>
</rss>
