<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="bbPress/1.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
		>
	<channel>
		<title>dua dostlugu &#187; Etiket: iman - Son Konular</title>
		<link>http://mucize.net/forum/tags/iman</link>
		<description>dualar</description>
		<language>tr-TR</language>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 15:20:22 +0000</pubDate>
		<generator>http://bbpress.org/?v=1.2</generator>
				<atom:link href="http://mucize.net/forum/rss/tags/iman/topics" rel="self" type="application/rss+xml" />

		<item>
			<title>zez burada "Rabianur `a     (zez)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/7035#post-110025</link>
			<pubDate>Mon, 24 Dec 2007 23:32:59 +0000</pubDate>
			<dc:creator>zez</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">110025@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>ALLAHIN  rahmeti,resulun sefaati,evliyalarin ruhaniyeti pirler himmeti üzerine olsun kardesim..huzur bulasin , beni ve  dua dostlarini ettigin dualardan eksiltmeyesin..yürek sesim ve gönül bagim yolluyor bu duayi sana ..lütfen kabul et...seni ugur yaptim kendime nedenini bilmiyorum yaradan öyle hissettiriyor.bu anlatilmiyor...dualarimdasin..dualarinda kalmak üzere.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>mft burada "ehli iman"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/6503#post-103136</link>
			<pubDate>Sat, 24 Nov 2007 13:16:02 +0000</pubDate>
			<dc:creator>mft</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">103136@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>ehli imanın ahvali beni rahatsız ediyor
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>recep1 burada "İMANIMIZ NE KADAR KUVVETLİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/479#post-3508</link>
			<pubDate>Sat, 21 Apr 2007 23:46:21 +0000</pubDate>
			<dc:creator>recep1</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">3508@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Kardeşlerim bugün kafama takıldı. İmanımız ne kadar kuvvetli ne kadar zulüm ile imanımızdan döneriz. Sizce ne kadar zulme dayanırız. Buna cevabınız ne olur. Ondan sonra aşağıdaki yazıdan sonraki cevabınız ne olur.</p>
<p>BİR BİLAL VARDI</p>
<p>Selim Gündüzalp</p>
<p>HER SABAH acı ile yattıkları yerden büyük ümitlerle doğruluyordu insanlar. Gözler ufka çevrilmiş, belli belirsiz bakışlar hep bir şey arıyordu. Umutlarla ufka bakıyor, güneşin doğuşu gibi rahmeti bekliyordu insanlar. Kalpler iştiyak içindeydi. Beklemek kaderleriydi. O kadar yürekten isteyince beklenen de bir gün gelecekti. Duaya durmuştu kalpler. Güç ve kuvvet sahibi zalimlerin elinde inliyordu masumlar. Zulüm her yerde kol geziyordu, ortalığı kasıp kavuruyordu. Bugünden de beter bir durum vardı.<br />
Tam bir insanlık dramı yaşanıyordu. İşte bu vahşi manzarayı değiştirmek, insanileştirmek gerekiyordu. Bunun için gönderilmişti o yüce insan Hz Muhammed. Beklenen güneş doğmuştu. İnsanları barışa esenliğe çıkarmak için. Kısa zamanda dünyanın şeklini değiştirdi bu eşsiz insan. Yaşanmakta olan bu korkunç tabloyu birden rahmet ve şefkat ortamına çevirdi. Bir mucizeydi bu. Herkes görüyordu, yaşıyordu. </p>
<p>İnsanlar, eşyalar, tüm yaratılmışlar birbirini kardeş buldular. Niçin yaratıldıklarını anladılar. Dünyaya geliş gayelerinin ne olduğunu O’ndan öğrendiler. En yüce hedeflere ve ideallere yükseldiler. Yerde sürünmekten kurtuldu hayatlar. Bir bir kanatlandılar. Çünkü o rahmet Peygamberiydi… Yoksullar, açlar, yardıma muhtaçlar, yediden yetmişe tüm insanlar hep O’nun davetine koştular. Yıllardır aç susuz bırakılmış, mukaddesatları çiğnenmiş insanlar O’na koşuyorlardı bir bir. Tek bir ses duyuluyordu Mekke ufuklarında. Hakk’a ve hakikate doğru yürüyen bu yüreklerden tek bir ses yükseliyordu: Allahuekber, Allahuekber…</p>
<p>İnançları, kalplerinde atıyordu. Bu coşku engel tanımıyor, dalga dalga yayılıyordu. Kalpler Sevgilisine koşuyor, kavuşuyordu. Çok bir şey değildi insanların istedikleri aslında. Merhametti, anlayıştı, sevgiydi sadece. Onu da bulmuşlardı. Sevgililerine, şefkat ve rahmet Peygamberlerine kavuşmuşlardı çok şükür. Kureyş’in büyükleri zalimleri şaşıyorlardı bu duruma. Şaşıyordu kölelerin efendileri. Ne oldu diyorlardı bunlara, ne oldu bu insanlara birer birer bizleri terk ediyorlar? Bir türlü akılları almıyordu. Çünkü yüreklerine iman düşmemişti, hidayet nimetinden nasipleri yoktu henüz.</p>
<p>Miladi 7. asrın başlarında Ortadoğu böyleydi, Asya, Avrupa böyleydi. Dünya böyleydi işte. Tarihler söylüyor, “Karanlık mı karanlık bir çağ yaşanıyordu” diye. </p>
<p>Mekke de böyleydi. İşte böyle bir zamanda dünyaya bir güneş ama canlı bir güneş doğdu. Karanlıklar aydınlandı. Mekke’de İslam’ın ışığı ile aydınlanmış onlarca insan vardı şimdi. Bunlar ilklerdi. Bütün dünyaya kokularını saçacak çiçeklerdi. İman tohumu düşmüştü artık yüreklere. Onlardan biri de Bilal’di. Habeşli köle, zenci Bilal imanın ışığı ile yanmış, aydınlanmıştı. Pırıl pırıl bembeyaz bir yürek vardı. Zulmün karşısında susmayan, haykırandı. Habeşli bir Bilal vardı. Yüzyıllar sonra bile hâlâ çocuklarımıza onun adını verdiğimiz Bilal vardı. </p>
<p>Köleydi Bilal. Efendisi Umeyye bin Halef, şirkin kararttığı bu çirkin kalpli adam kölesinin gönlündeki aydınlığı, iman ışığını sezmişti. Öfkesinden deli divane olmuş, küplere binmişti. Nasıl olurdu? Kendisinin izni olmadan efendisine sormadan köle Bilal, zenci Bilal nasıl olurdu da putları terk eder İslâm’ı seçerdi? Hesap vermeliydi… Duramıyordu yerinde.</p>
<p>Çöl güneşinin alev alev yaktığı o Mekke gündüzünün öğle sıcağında yanan kumların üzerine Bilal’in, o temiz yürekli siyah tenli insanın çıplak vücudu gömülecekti. Gömülmekle de kalmayacak, üzerine kalkamayacağı kadar bir ağırlıkta koca taşlar dizilecekti. Böyle düşünüyordu zalim efendi Umeyye bin Halef ve düşündüğünü uygularken de en küçük bir acıma duygusu hissetmiyordu içinde. </p>
<p>Bir insanın tahammül hudutlarını çoktan aşan dayanılmaz işkenceler altında yanan Bilal’in dudaklarından tek bir kelime duyuluyordu… EHAD..EHAD.. EHAD.. Yani; Allah bir… Allah bir… Allah bir…</p>
<p>İşkenceler ağırlaşıyordu ama Bilal’in cevabı asla değişmiyordu. Artıyordu işkenceler… Saatler geçiyor fakat cevap yine değişmiyordu. Bilal sadece “Ehad… Ehad… Ehad…” diyordu. Işıktan mahrum Umeyye bin Halef, o incisiz sadef, o kararmış kalp işkence üzerine işkence deniyordu. Bilal’in cevabı değişmiyordu.</p>
<p>Bilal bu kelimeleri öylesine içten söylüyor ve Yaradanına emanet ediyordu ki çöllerin her bir kum tanesinin arasına gömülüyordu başka da gizleyecek yer yoktu. Şahidi kumlardı. Bir Allah bir de meleklerdi. </p>
<p>Göğsünün üzerindeki taş o her Ehad deyişte şahit oluyordu. Dersini almıştı Bilal. Laf olsun diye öylesine Ehad demiyordu. Bilerek söylüyordu, inanarak söylüyordu. Ehadiyetin cilvesine mazhardı. Her bir şeyde Halık-ı külli şey’in birçok isminin tecellisini tek tek görüyordu. Bilal’in kalbi ayna olmuş güneşi gösteriyordu. Onun için Bilal Ehad diyordu. Bilal kalbinde tecelli eden esmayı okuyordu, Ehadiyyeti gösteriyordu. Allah birdi. Vahid-i Ehad’di. </p>
<p>Bütün kâinatta taşınan isimlerin cilvesine mazhar bir kalpti bu mahiyetiyle. Bilal kalp aynasında tecelli eden Ehadiyeti okuyor, haykırıyordu. Rahmanın iltifatını hissediyordu üzerinde. Taş da baş da, kuru da yaş da O’nundu. Konuşan dil de atan kalp de Allah’ındı. Bilal Allah’ın isimlerini haykırıyordu. Ehad’i duymaya tahammül edemiyordular.</p>
<p>Kaç saat, kaç gün sürdü, kim bilir kaç gece, kaç kez tekrarlandı bu işkence. Kimsenin bir şey bildiği yoktu, Bilal de unutmuştu, unutulmuştu ama Allah unutmamıştı. Tarihler hakkında kayıt düşmüştü Bilal için. İnancı, dini üzere ısrarlı, değişmez, gönülden bağlı bir insan, diye. </p>
<p>Umeyye’nin çıldırdığı, kudurduğu, Bilal’in yine Ehad… Ehad… Ehad… diye soluduğu bir gündü. İlk inananlardan biri Ebabekir göründü. Müslümanların, inananların derdinin, ihtiyacının karşılayıcısı, Hz Peygamberin dava arkadaşı, gönül dostu. Umeyye’ye laf anlatmak kolay değildi. Kaskatı kalbine bir şeyin etki etmesi imkânsızdı ama herkesin bir açık kapısı vardı. Belki kesesi kursağı laf anlardı. </p>
<p>“Satar mısın” dedi Hz Ebabekir “bu köleyi bana?”</p>
<p>“7 ukiyye verirsen olur ” dedi Umeyye. </p>
<p>Ebabekir: </p>
<p>“Salıver Bilal’i, gel al paranı” dedi.</p>
<p>Yaralı ve bitkindi vücudu ama dipdiriydi kalbi Bilal’in. Dilinde Ehad kelimeleri ile yattığı yerden doğruldu, yeniden dirilmiş gibi kalktı Bilal. Halsizdi ama şimdi yepyeni bir dünyanın eşiğindeydi. Ebabekir büyük bir nezaketle “Artık Allah için hürsün Bilal” dedi. Bilal: “Allah mükâfatınızı kat kat versin” dedi ona. Hz. Ömer bu olayı hiç unutmaz sık sık hatırlatırdı sahabelere. “Efendimiz seyyidimiz Bilal, seyyidimiz Ebabekir’in hasenatındandır. Sevabındandır, iyiliğindendir,” derdi. </p>
<p>Bilal putlaşmış nefisler adına kurban edilecekti güya ama bakın ki işe, Bilal’i öldürmek istedikleri yerde Bilal dirilmişti. Bilal’i Ehad diriltmişti. Allah birdi, güçlüydü, kuvvetliydi. Bilirdi kimin ne derdi var, kim ne zaman ne şekilde kurtulacak, kim nasıl selamete ve huzura kavuşacak bilirdi O. Bilal Ehad dedikçe ufuklar şahit tutuldu, melekler yazdı bu kelimeleri, unutulmadı. Ehad dedikçe yardımcılar Allah’ın inayeti altında kol kanat gerdi onun için. Bilal acılar içinde kıvranırken bile acıyordu kafirlere. Çünkü o acıyı bedeninde hissetmeyen, ruhunda hiç duymayan biriydi O. Gerçek acının ne olduğunu biliyordu. Kendisine işkence edenlerin Allah’tan uzak kalan kalplerin, hidayet ve imandan uzakta kalan nasipsizlerin daha beter bir çölde, katılaşmış taştan da beter olan kalplerinin ağırlığı altında, cehennemden beter bir ateşte alev alev yandığını biliyordu, hissediyordu Bilal. </p>
<p>Bilal dipdiriydi. Bilal ölmemişti. Bilal Habeşliydi. Ama hicret emri gelmesine rağmen Habeşistan’a hicret etmemişti. Mekke’de kalmayı tercih etmişti. Bu nokta ve bu incelik üzerinde durulmaya değer. Tarihçilere bırakıyoruz onu. Bilal şimdi sevinçliydi, neşeliydi. Çünkü muhacirler arasında Medine’de Hz. Peygamberin yanındaydı, sevdiği ile beraberdi. O’nun doyum olmaz hizmetindeydi, emrindeydi. </p>
<p>NE DERSİNİZ?</p>
<p>Ey rabbimiz, bizden öncekilerin üzerine yüklediğin yüklediğin gibi bize taşıyamıyacağımız bir yük yükleme! Ey Rabbimiz altından kalkamıyacağımız bir yükü bize yükleme! Bizi Affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim mevlamızsın. Seni inkar eden topluluğa karşı bize yardım et. Amin...
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Mucize-net burada "Allah&#039;ım imanlı ölmeyi nasip eyle."</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/170#post-1056</link>
			<pubDate>Sat, 14 Apr 2007 12:17:56 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Mucize-net</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">1056@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>İsim: nurşen </p>
<p>ALLAHIM SON NEFESİMİZDE İMANLI ÖLMEYİ son nefesimizde kelime_i şahadet etmeyi nasip eyle..bizi yalnız bırakma acımızı hafiflet kabir azabı çektirme yalvarıyorum..cennetine layık kulların arasında olmamız için bize yardım et..dileklerimizi kabul eyle..ALLAHIM SEN BİRŞEYİN OLMASINI İSTEDİĞİNDE O NA SADECE ‘OL’ DERSİN ODA HEMEN OLUVERİR..YALVARIYORUZ DUALARIMIZI KABUL EYLE..sana sığınırım sana güvenirim sana inanırım ..sensin benim yaradanım..AMİNN</p>
<p>[ <a href="http://www.mucize.net/blog/dualar-ve-aminler.html" rel="nofollow">http://www.mucize.net/blog/dualar-ve-aminler.html</a> adresinden alınmıştır.]
</p>]]></description>
					</item>

	</channel>
</rss>
