<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="bbPress/1.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
		>
	<channel>
		<title>dua dostlugu &#187; Etiket: MESNEVİ - Son Konular</title>
		<link>http://mucize.net/forum/tags/mesnevi</link>
		<description>dualar</description>
		<language>tr-TR</language>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 23:41:34 +0000</pubDate>
		<generator>http://bbpress.org/?v=1.2</generator>
				<atom:link href="http://mucize.net/forum/rss/tags/mesnevi/topics" rel="self" type="application/rss+xml" />

		<item>
			<title>Turkan burada "Testiye Bakma, İçindeki Suya Bak (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9479#post-144421</link>
			<pubDate>Wed, 20 Feb 2008 18:43:02 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">144421@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Ne vakte kadar testinin şekli, biçimi ile üstündeki nakışlarla oyalanıp duracaksın? Yani, insanların güzelliklerine, dış görünüşlerine bakma da, ahlaklarına, tabiatlarına, huylarına bak.</p>
<p>Ey gördüğün güzele takılıp kalan kişi! Onun suretini görüyor, manasını, yani, ahlakının güzel mi, çirkin mi olduğundan gafil bulunuyorsun. Eğer akıllı bir adamsan içindeki inciyi bul.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Mucize-net burada "Mesnevi&#039;den bir hikaye [ MEVLANA ]"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/4848#post-76496</link>
			<pubDate>Sun, 19 Aug 2007 10:59:01 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Mucize-net</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">76496@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>1510. Lokman’ın efendisi, kendisine yemek getirdiler mi, Lokman’a adam gönderip çağırtır,<br />
   Önce o yemeğe Lokman el sunar, efendisi de ondan sonra yerdi.<br />
   Bu suretle onun artığını afiyetle yer, bundan zevk alır, onun yemediğini ise dökerdi.<br />
   Hattâ yese bile gönülsüz, iştahsız yerdi. İşte asıl sonsuz dirlik, birlik budur.<br />
   Bir gün Lokman’ın efendisine hediye olarak bir karpuz getirdiler. Hizmetçiye “ Git, oğlum Lokman’ı çağır” dedi.</p>
<p>1515. Lokman gelince, efendisi, karpuzu kesip ona bir dilim verdi. Lokman, o dilimi bal gibi, şeker gibi yedi.<br />
   Hem de öyle lezzetle yedi ki Lokman’ın efendisi, ikinci dilimi de kesip sundu. Böyle, böyle karpuzu tekmil yedi;<br />
   Yalnız bir dilim kaldı. Efendisi “ Bunu da ben yiyeyim; bir göreyim,bakayım, nasıl şey, herhalde tatlı bir karpuz” dedi .<br />
   Çünkü Lokman, öyle lezzetle,öyle zevkle,öyle iştahlı,iştahlı yiyordu ki görenlerin de iştahı geliyordu.<br />
   Efendisi, o dilimi yer yemez karpuzun acılığından ağzını bir ateştir sardı, dili uçukladı, boğazı yandı.</p>
<p>1520. Bir eyyam acılığından âdeta kendisini kaybetti. Sonra “ A benim canım, efendim,<br />
   Böyle bir zehri nasıl oldu da tatlı, tatlı yedin, böyle bir kahrı nasıl oldu da lütuf saydın?<br />
   Bu ne sabır? Neden böyle sabrettin? Sanki canına kastın var?<br />
   Niye bir şey söylemedin, niye biraz sabret şimdi yiyemem demedin?” dedi.<br />
   Lokman dedi ki: “ Senin nimetler bağışlayan elinden o kadar rızıklandım ki utancımdan âdeta iki kat olmuşumdur.</p>
<p>1525. Elinle sunduğun bir şeye ; ey marifet sahibi; bu acıdır demeğe utandım.<br />
   Çünkü vücudumun bütün cüzileri senin nimetlerinden meydana geldi. Ben senin tanene, tuzağına gark olmuştum;<br />
   Bu kadarcık bir acıya dayanamaz, feryat edersem vücudumun bütün cüzileri Hak ile yeksan olsun!<br />
   Şekerler bağışlayan elinin lezzeti bu karpuzdaki acılığı hiç bırakır mı?<br />
   Sevgiden acılıklar tatlılaşır,sevgiden bakırlar altın kesilir.</p>
<p>1530. Sevgiden tortulu, bulanık sular, arı duru bir hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur.<br />
   Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur.<br />
   Bu sevgi de bilgi neticesidir. Saçma sapan şeylere kapılan kişi nasıl olur da böyle bir tahta oturur ki?<br />
   Noksan bilgi nerden aşkı doğuracak? Noksan bilgi de bir aşk doğurur ama o aşk, cansız şeylerdir.<br />
   Noksan bilgi sahibi, cansız bir şey de dilediği şeyin rengini görünce âdeta bir ıslıktan sevgilinin sesini duymuş gibi olur.</p>
<p>1535. Noksan bilgi, fark ve temyize malik değildir. Nihayet şimşeği güneş sanır.<br />
   Bu yüzden peygamber, noksanı olan kişiye melûn dedi. Fakat bu noksan, tevil de akıl noksanıdır.<br />
   Teninde noksan bulunan acınır, acınan kişiye lânet etmek böyle bir adamı yaralamaksa hiç de yaraşır bir şey değil.<br />
   Kötü hastalık, lânet edilmesi icap eden, uzaklığa lâyık olan illet, akıl noksanıdır.<br />
   Zira noksan akılları tamamlamak, yani akıllanmak mümkündür, fakat bedendeki noksanı tamamlamaya imkân yok.</p>
<p>1540. Hak Teala’dan uzak düşen her kötü kişinin kâfirliği, Firavunluğu, umumiyetle akıl noksanından ileri gelmiştir.<br />
   Beden noksanı için Kuran’ da “ Köre teklif yok” diye bir genişlik var.<br />
   Şimşek çabucak sönüp gider, pek vefasızdır. Sen aydın ve parlak olmayan geçici şeyi baki olandan ayırt edemiyorsun.<br />
   Şimşek güler o kişiye. Kime biliyor musun ? Onun nuruna gönül bağlayana.<br />
   Felek nurlarının sonu yoktur. O nurlar, şarkta ve garpta bulunmayan Hak Teala nuruna benzer mi hiç?</p>
<p>1545. Şimşek, bil ki göz nurunu alır, baki nur da, bil ki gözlere yardımcıdır.<br />
   Deniz köpüğü üstüne at sürmekle şimşek ziyasıyla mektup okumak,<br />
   Hırs yüzünden âkıbeti görmemek, kendi gönlüne, kendi aklına gülmektir.<br />
   Aklın hassası, işin sonunu görmektir. Âkıbeti görmeyen akıl, nefistir.<br />
   Nefse mağlûp olan akıl, nefis haline gelmiştir. Müşteri, Zuhal tesiri altında kalırsa Zuhalleşir.</p>
<p>1550. Sen bu yomsuzluk içinde gözünü döndür de sana bu nuhuseti verene bak!<br />
   Bu cezirle meddi gören kişi, yomsuzluktan kurtulur, saadete erer.<br />
   Hak Teala, bir halden bir hale döndürme esnasında her şeyi zıddıyla meydana çıkararak seni halden hale döndürür durur.<br />
   Bu suretle de Eshabı Şimalden olmaktan korkar durur, erler gibi de Eshabı Yemin’in lezzetini umarsın.<br />
   Bir yandan korkuya, bir yandan ümide düştün mü iki kanadın olur. Bir kanatlı kuş kat’iyen uçamaz, âcizdir.</p>
<p>1555. Ya beni bırak, hiç söylemeyeyim, yahut da izin ver tamamıyla söyleyeyim.<br />
   Yoksa ne bunu istiyor, ne onu istiyorsan yine ferman senin. Kim ne bilir ki maksadın ne, muradın nerede?<br />
   Can, İbrahim canı olmalı ki nuruyla  ateş içinde cennetler, köşkler görsün.<br />
   Derece, derece aya, güneşe kadar yücelsin; halka gibi kapıya kalmasın.<br />
   Halil gibi yedinci kat gökten de geçsin.. Çünkü ben batanları, geçenleri sevmem.</p>
<p>1560. Bu ten âlemi, şehvetten kurtulan kişiden başkasını yanılta gelmiştir, yanılta gider.
</p>]]></description>
					</item>

	</channel>
</rss>
