<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="bbPress/1.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
		>
	<channel>
		<title>dua dostlugu &#187; Etiket: ss - Son Konular</title>
		<link>http://mucize.net/forum/tags/ss</link>
		<description>dualar</description>
		<language>tr-TR</language>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 10:54:36 +0000</pubDate>
		<generator>http://bbpress.org/?v=1.2</generator>
				<atom:link href="http://mucize.net/forum/rss/tags/ss/topics" rel="self" type="application/rss+xml" />

		<item>
			<title>Turkan burada "İŞTE İNSAN BUDUR! (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9011#post-137085</link>
			<pubDate>Wed, 13 Feb 2008 19:56:53 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">137085@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Hayat sakin deniz gibi devam etmiyor. Bazan musi­bet dalgalan, sıkıntı fırtınaları arka arkaya diziliyor, imtihan oluyor, ikaz ediliyoruz.<br />
Ayette de Rabbimiz böyle buyuruyor:<br />
— İnsanlar iman ettik demekle bırakılacaklar, im­tihan olmayacaklar mı sanıyorlar?..<br />
Bazan biz de öyle gaflete dalıyor, imtihan olacağımızı pek aklımıza getirmiyoruz. Ama bu dalgınlık, bu gaflet çok sürmüyor, hemen bir imtihan geliyor peşinden...<br />
Ya bir hastalık, ya bir musibet, ya da bir iş güç zor­luğu bizi sıkıştırmaya başlıyor.<br />
Böylesi sıkıntılı devrelerde 'Bu da geçer yahu' diyerek sabretmeyi esas alanlar, elbette imtihanı kazanıyor, so­nunu zaferle tamamlıyorlar...<br />
Ama paniğe kapılanlar, eyvah şimdi ne olacak? di­yenler bir hayli telaş ve heyecan içine giriyorlar...<br />
Okuyucumun yaptığı gibi. Hemen adaklar adamaya başlıyorlar.<br />
— Bundan kurtulursam filan yerde bir koyun ke­sip Allah için fakir fukaraya dağıtacağım, diyerek vaatlerde bulunuyorlar.<br />
Sonra, Rabbimiz merhamet ediyor, sağ salim musi­betten sıyrılıyorlar. Sıra-geliyor adağım yerine getirmeye...<br />
Bu defa da şeytan başlıyor vesvese vermeye:<br />
— Adadığın kurbanı kesmesen ne olur ki? Allah (C.C.):ın senin kurbanına ihtiyacı mı var sanki?<br />
Şeytan bu ya, vazifesini her fırsatta yapacak, buldu­ğu menfezden hemen girmeye çalışacak..<br />
İnsanların, sıkışınca her fedakarlığı göze alıp kurtulunca da vazgeçmeleri neye benziyor biliyor musunuz?<br />
Arab'ın biri hurmanın tâ tepesine kadar çıkmış, hur­ma salkımını torbaya koyarak aşağıya sarkıtmış, hurma­yı kurtarmış. Ama bir de bakmış ki aşağısı pek uzak. Şa­yet bir düşse paramparça olacak. Başlamış adak adamaya<br />
— Ya Rabbi, buradan sağ salim inersem bir deve kurban edeceğim. Beni sağ salim indir...<br />
Titreye titreye inerken bakmış ki, tehlike azaldı. Yer yakınlaşıyor. Fikrini değiştirmiş:<br />
— Ta Rabbi, demiş, bir deve büyük olur. Bir koç kurban edeyim.<br />
Biraz daha inivermiş aşağıya. Bakmış ki tehlike daha da azaldı. Bu defa da fikrini değiştirmiş.<br />
Ya Rabbi, bir koç da büyük olur. Bu kuzu kurban edeyim.<br />
Biraz daha aşağıya inince bakmış ki, tehlike büsbü­tün azaldı. Bu defa ne yapmış biliyor musun?<br />
— Ya Rabbi, demiş. Kurban m urban ma fiş!.. Atmış kendini aşağıya...<br />
İnsan budur işte. Sıkışınca başka, kurtulunca da bir başka.<br />
Bir âyet-i kerime insanın bu halini daha çarpıcı şe­kilde nazara veriyor:<br />
— Bindiğiniz geminiz batsa, bir tahta parçasına tutunup batmak üzere olduğunuz sırada ümid ettiği­niz bütün sebepler yok olur. Can-ı gönülden Allah di­ye feryad edersiniz... Herşeyi vaad eder, her iyiliği yapmaya niyet edersiniz... Ne zaman Allah (C.C.) size sebepler halkeder, karaya çıkarsınız. Ondan sonra ya­vaş yavaş verdiğiniz sözü unutur, tekrar eski gafleti­nize dalar, yine Hak'dan yüz çevirirsiniz. İşte insan böyle unutkandır, küfran-ı nimettedir.<br />
Evet, evet insan böyledir. Tehlikeyle, musibetle yüz yüze gelince hemen Allah'a yüzünü çevirir, söz verir, vaadde bulunur. Ama tehlike geçip de işi yine yoluna gir­meye başlayınca tıpkı Arab'ın yaptığı gibi:<br />
— Kurban murban ma fiş! der, sözlerini de vaadlerini de unutur. Yine eski gafletine, ihmal ve tembelliğine dalıp gider. Hey gidi gafil insan hey! İnşallah siz böyle değilsiniz...[1]</p>
<p>alıntı...
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Tek Çıkış Kapısı"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/8951#post-135994</link>
			<pubDate>Tue, 12 Feb 2008 18:48:15 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">135994@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>La diyerek görünür semalarda çıkış kapısı. İnsanın içindeki tağut/u/ları çıkarıp yerine sevgiliyi koyarak çıkılır çıkış kapısından. Coğrafyamız kan ağlıyor. Yürekler parça parça olmuş. Sımsıkı tutunmamız gereken Allah’ın ipini bırakıp bölünmüşüz. Yüreğimize sadece tevhid binası dikilerek akan bunca masum gözyaşı durdurabilir. Anaların feryatları bastırılabilir, mahzenlerde yapılan yakarışlar ile. Eli sapağanlı çocukların gözlerindeki umut ışığı, hıçkırıklarla parlar. </p>
<p>Medeniyet, yürek fatihleriyle kurulur. Yürek fatihlerinin yüreklerindeki yangınlar birleşir ve ulaşır gökyüzüne. Acıyla, ızdırapla yoğrulan yürekler, ecel kokusu sezilirken savaş alanında sezeryenişlere meydan okur. Sınırlar ötesi sınırlar çizilir kan kırmızı güller ile. Gök kubbede titreyişler; ta süveydalara inen zemheri yağmurlar çoğalınca aralanır çıkış kapısı. </p>
<p>Yangınların eşiği olmuş katre katre dökülen gözyaşları. Hasret yaralarının sancılarına ayetler okunuyor: “İnnallahe me’as sabirin” </p>
<p>Alevler gökyüzünü sarıyor ve fetihleri bekliyor. Coğrafyalarda yürek fetihleri gerçekleşiyor art arda. Ve işte o zaman özgürlük türküleri söylenmeye başlıyor alevler etrafında. </p>
<p>Tağut her yerde. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, peygamberimizin “Nefsinin esiri olmadığı genci âlim” olarak nitelendirdiği bir dönem. Âlim olabilmek, Allah’a yakın olabilmenin tek şartı: nefsimizin esiri olmamak. Küçücük menfaat karşılığında dinimizi satmamak. Nefis bizi sarıp sarmalamış, adeta şeytanın esiri olmuşuz. Kula kul olmuşuz, boynumuzu menfaat karşılığı eğer olmuşuz. Ve ardından gafilce sorar olmuşuz: Biz niye bu hale geldik? Bir madalyon gibi taşımamamız gereken dinimizi hor görüp utanır olmuşuz!.. </p>
<p>Tarih ibretlerle dolu. İçinde bulunduğumuz anı tarihe yansıtmalı, geleceğe bakış açımızı tarihi olgularla besleyip yola çıkılmalı. Kuran’ı Kerim in geçmiş ümmetlerin başlarına gelen ibretlik olayları vermesinin sebebi işte bu yüzden. “Hala düşünmeyecek misiniz? , Hala akletmeyecek misiniz?” diyerek kendimize çeki düzen vermeyi ihmal ettiğimizi belirten Kuran’ı, ne zaman hayat düsturu olarak kabul edeceğiz? İmanın en büyük şartı teslimiyet köprüsünden geçmeden çıkış yolunu bulabilir miyiz? Kalbi, ruhi ve zihni bir arınmaya ihtiyacımız var. Vahiy yaşam biçimine dönüşmüyorsa, hayata rengini vermiyorsa, yaşamımızda hiçbir etki yapmıyorsa anlaşılmamış demektir ve bize şahitlik yapmayacaktır mahşerde. Unutmayalım ki arkadan yırtılan gömleklerimiz, mahşerde şahitlik yapacak imanımıza. </p>
<p>“Ey insan seni Kerim olan Rabbine karşı aldatan şey nedir?”( infitar 6) sorusuna birçok neden bulabiliriz. Gurur ve kibir yüreklerimizi almış cehenneme sürüklerken, şeytan ve dostlarının peşinde nereye kadar gideceğiz? Dünya hayatımızı, ahiret hayatımıza tercih ederek kendimize en büyük haksızlığı, zulmü yapıyoruz. “Gevşemeyin, üzülmeyin eğer iman etmişseniz en üstün sizlersiniz.” (Ali-imran 139) Üstünlük teslimiyetten geçiyor. Adamaktan geçiyor. İbrahimi bir imana sahip olabilmek Kuran’ı hayatımıza geçirmekten geçiyor. </p>
<p>Vakit kendimize gelme vakti. Hesaba çekilmeden hesaba çekme vakti. Hayatımızı Kuran’a açma vakti. Hayati soru:<br />
Yürüyen Kuran olabilecek miyiz?<br />
Sakın ola ki tefsir okumalarımız, sohbet halkalarımız bizleri oyalıyor olmasın! Bunca okumalardan sonra hayatımız Kuran’ın tefsiri olabiliyor mu?<br />
Kuranın çağrısı bir diriliş çağrısıdır. Ve sadece ona icabet edenler diridirler, sadece onu hayat şiarı olarak görenler çıkış kapısını bulabilirler.
</p>]]></description>
					</item>

	</channel>
</rss>
