<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="bbPress/1.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
		>
	<channel>
		<title>dua dostlugu &#187; Etiket: strong - Son Konular</title>
		<link>http://mucize.net/forum/tags/strong</link>
		<description>dualar</description>
		<language>tr-TR</language>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 11:22:44 +0000</pubDate>
		<generator>http://bbpress.org/?v=1.2</generator>
				<atom:link href="http://mucize.net/forum/rss/tags/strong/topics" rel="self" type="application/rss+xml" />

		<item>
			<title>DUACI burada "ÇOK ĞÜZEL DOSTLAR BUYRUN**DUACI**"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/10247#post-158067</link>
			<pubDate>Fri, 07 Mar 2008 16:03:09 +0000</pubDate>
			<dc:creator>DUACI</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">158067@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>BİSMİLLEHİRRAHMENİRRAHİM</p>
<p>*ALLAHÜM MAĞFİRLİ ÜMMETE MUHAMMED (S.A.V)</p>
<p>*ALLAHÜM MERHAM ÜMMETE MUHAMMED (S.A.V)</p>
<p>*ALLAHÜM MENSUR ÜMMETE MUHAMMED (S.A.V)</p>
<p>*ALLAHÜM MAHFUZ ÜMMETE MUHAMMED(S.A.V)</p>
<p>*ALLAHÜM ESLİH EH 'VELE ÜMMETE MUHAMMED(S.A.V)</p>
<p>*ALLAHÜM MEFTEHLİ ÜMMETE MUHAMMED (S.A.V)</p>
<p>*ALLAHÜMME SELLİM ÜMMETE MUHAMMED (S.A.V)</p>
<p>*ALLAHÜMME SELLİM İMANE ÜMMETE MUHAMMED (S.A.V)</p>
<p>*ALLAHÜMME FERRİH ÜMMETE MUHAMMED (S.A.V)</p>
<p>*ALLAHÜMME HİDEYETE ÜMMETE MUHAMMED (S.A.V)</p>
<p>*ALLAHÜMME ISLAH NEFSÜN ÜMMETE MUHAMMED (S.A.V)</p>
<p>*ALLAHÜMME SETTAR BELAYE ÜMMETE MUHAMMED (S.A.V)</p>
<p>AMİN AMİN AMİN RABBİM KABUL BUYURSUN İNŞALLAH
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Bir damla gözyaşında saklı can (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/10265#post-158309</link>
			<pubDate>Fri, 07 Mar 2008 20:32:34 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">158309@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Bir damla da çağlayan ırmakları boğuşu Yakub’un, sukut denizinde dalga olan Meryem’in, fırtınalara sabrı kalkan bilen Eyyüb’ün... </p>
<p>Rıza bahçesine bir gül ekebilmek, gözyaşlarını teselli vuslatına mazhar olacak kadar samimiyetle dökmektir...Dua tadında akan her damla kelamsız rıza dilencisidir... </p>
<p>Ey Zeyd...Ey sevdalı.... Ardından alemlere rahmet olarak gönderdiğine, en sevdiğine Hasret gözyaşları döktürdüğü Mevlanın.... </p>
<p>Ey Selman...Ey yüreğindeki aşka harf harf teslim olan....Hak tarafından sevilen ve sevildiği aleme ilan edilen.... </p>
<p>Aşkla var olabilmek yollarda, hasrete gamzelerde hayat buldurmak, kirlenmemiş gökyüzü altında sadık ve vefalı aşıkları, unutulan her heceyi işler cana saadet asrı tadında akan her damla... </p>
<p>Asırlar öncesinden bizlere selam eden Efendim... Rüzgar saçını dağıtır diye üzülemediğimize üzülerek sevdasına vurulduğumuz... Hüzün bahçelerindeyiz... Sensiz..! </p>
<p>Nedametin giydirildiği gecelere aydınlığı vefasızlıkların asıldığı yıldızlara affı, kırgınlıkların gezdiği sokaklara sevgiyi fısıldar gül tadında akan her damla... </p>
<p>Talan edilmiş sokaklarımı sevdirir,”O”ndandır diye...Aşk dolu hayatların bir huzmesinin canda hayat bulmasını dillendirir sus olup...Ahdimi taşır akan her damla.. </p>
<p>Bir damla gözyaşında saklı “can”<br />
Bir damla gözyaşı “can”a hayat bulduran
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Ey can gel de bizleri bu çocukluktan kurtar. (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/10146#post-156392</link>
			<pubDate>Wed, 05 Mar 2008 17:38:51 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">156392@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>• Ey ay yüzlü sevgili; hos geldin, sefalar getirdin! Ey cana neseler veren gül varlık, neselerle gel, dünya hayatının<br />
bize getirdigi üzüntülerden, kederlerden bizi kurtar. Sen zaten hep böyle idin, neseler getirirdin, neseler bagıslardın,<br />
Dilerim sag oldukça hep böyle ol!</p>
<p>• Ey her nesenin süreti, sekle, bedene bürünmüs hali; sen bastan basa nesesin, gönlürnüzde bir yadsın, bu yüzden<br />
seni yad ettigimiz zamanlar, gönlümüz nese ile dolar, içimiz rahatlar. Sen, yalnız, nesenin sureti degil, aynı zamanda,<br />
Allaha duyulan askında suretisin. Hakk'ın güzelligi sende tecellî ettigi ,için seni seven dolayısıyla Hakk'ı sevmis olur. Bu<br />
yüzden daima, gönlümüzde ol gönlümüzde yasa!</p>
<p>• Ey can; senin sevgini idrak hususunda bizler çocuklar gibiyiz." Ey cangel de bizi çocukluktan kurtar! Çocuk<br />
oldugumuz için dadıya muhtacız, onun sevgisi ile, onun ihtimamıyla yasıyoruz. Gel de bizi dadıya, ona buna muhtaç<br />
olmaktan kurtar! Bizi olgunluga ulastır da, seni idrak edelim, yalnız seninle senin askın ile yasayalım.<br />
"Su hadîse isaret var: "Seni sanına layık bir sekilde tam bir irfan ile idrak edemedik, bilemedik."</p>
<p>• Biz kendimizi tamamıyla dünya islerine verdik. Bir çok isteklere, emellere düstük. Hep dünya için çalısıyoruz;<br />
servet, söhret, yüksek mevki hırsıyla didinip duruyoruz. Bu yüzden de kederden, sıkıntıdan kurtulamıyoruz. Gamlardan,<br />
kederlerden kurtulmak için ese, dosta sarıldık. Eglencelere kapıldık. Ey def! Sen bizim su halimize candan, gönülden<br />
feryat et! Ey ney sen de agla, inle!</p>
<p>• Ey gönül! Sen güzelsin, o Hüsrev'in yüzünden büsbütün güzelles, eger hos bir Hüsrev'sen, o güzel Sirin'in<br />
Hüsrev'iysen gerçek aska düs de Ferhat ol!</p>
<p>" Ferhat dagları delerek su yolları yapmakta mahir bir mühendis, aynı zamanda, bir hükümdarın yegeni olan Sirin<br />
adlı güzel bir kıza gönül vermis meshur asıktır. Sirin'e, Ferhat'tan baska, bir hükümdarın oglu olan Hüsrev-i Perviz de<br />
asık olmustur. Bu kızı elde etmek için Ferhat akıl almaz gayret sarf etmis, dagları delmis, kayaları oymus. Ferhat ile<br />
Sirin dogu edebiyatında Leyla ile Mecnun gibi meshur olmus, bir çok sairler bunların ask hikayelerini anlatan kitaplar<br />
yazmıslardır. Faruk Nafiz merhum da Çoban Çesmesi adlı siirinde bu konuya temas etmistir:"</p>
<p>"Gönlünü Sirin'in askı sarınca<br />
Yol almıs hayatın ufuklarınca<br />
0 hızla dagları Ferhat yarınca<br />
Baslamıs akmaya çoban çesmesi." ,
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "SOHBET İNSANI OLGUNLAŞTIRIR. (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9490#post-144603</link>
			<pubDate>Wed, 20 Feb 2008 20:17:59 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">144603@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Kimlerle arkadaşlık yaparsanız, kimlerle oturup kalkarsanız, onların ahlâkından size, sizin ahlâkınızdan onlara bir şeyler geçer.İnsan, beraber bulunduğu kişilerden etkilenir.İnsanoğlunun mayasında var olan bu özelliğe, en genel manada, sohbet deniliyor.Sohbet; bir arada bulunma, birbirinden etkilenmenin adı.İnsanlara peygamber gönderilmesinin temelinde, yaratılıştaki bu etkilenme özelliği yatıyor.Sahabe nesli, en hayırlı nesil olma lütfuna Resul-i Ekrem s.a.v. Efendimizile beraber olmakla ulaşmıştı. Öyle bir gönül beraberliği ki bu, adeta O’nun rengine boyanmışlardı.Peki bizim gibi Saadet Asrı’ından nice asırlar sonra yaşayanlar, o nuryüzlüyü göremeyenler ne yapacak? İnsan aynı insan, ihtiyaçları aynı. İlâhi nuru bize de taşıyacak, bizim deiçimizi-dışımızı güzel kılacak beraberliğe, sohbete ihtiyacımız yok mu?Evet; bir model insan ve onun etrafında bir ışık halesi gibi beraberlikler,yani sohbetler, her yerde, her zamanda en büyük ihtiyacımız.İnsan hayatı sohbet üzere kuruludur. Sohbet, kendi cinsiyle bir olmak, ortak dille dertleşmek ve aynı hayatı paylaşmaktır. İnsan, ünsiyete muhtaçtır. Ünsiyet, birileri ile yalnızlığı gidermek, derdi dindirmek, sevgiyi paylaşmak ve muhabbet etmektir.Tek başına olmak, Yüce Allah’a mahsus bir haldir. Peygamberler bile hayatıinsanlarla paylaşmak zorundadır. Tek başına din de yaşanmaz dünya da. Onuniçin ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem a.s. tek başına bırakılmamıştır.Her şeyden önce hayatı paylaşacağı, muhabbet edeceği bir eş yaratılmış, Hz.Havva validemiz kendisine arkadaş yapılmıştır. Böylece, insanlık hayatı ikiinsanın muhabbet, sohbet ve beraberliği ile başlamıştır. Kıyamete kadargelecek bütün insanlar da bu usül üzere yaşayacaklardır.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Dostumuz Elmas&#039; tan &quot;ÜZÜLME&quot;"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/10107#post-155652</link>
			<pubDate>Tue, 04 Mar 2008 18:35:18 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">155652@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Üzüntü zihnimizi kaplayan yıkıcı bir duygudur.<br />
İçimize bir defa yerleşti mi bütün zihnimiz artık onunla meşgul olur.<br />
Üzüntü alışkanlığından kurtulmak için atacağınız ilk adım,<br />
ben bu alışkanlıktan kurtulabilirim, bu alışkanlığı yenebilirim?<br />
diyebilme inancına sahip olmaktır.</p>
<p>Bir şeyi yapabileceğinize inanırsanız o şeyi gerçekten yapabilmenizi<br />
engelleyen şeyleri bir şekilde aşarsınız. </p>
<p>Uzmanlar üzüntüden kurtulmak için aşağıdaki yedi maddeyi kullanmanın yararlı olacağını belirtmekteler; </p>
<p>- Her güne Yaratanın sizinle beraber olduğuna ve size yardım edeceğine inanarak başlayın.<br />
- Kendi kendinize üzülmek çok kötü bir alışkanlıktır deyin.<br />
- Olumsuz saydığınız her şeyin olumlu yönlerini düşünün ve konuşmalarınızda bunları belirtin.<br />
- Olumsuz hiçbir konuşmaya katılmayın ve bütün konuşmalara olumlu bir hava vermeye çalışın.<br />
- Kendinize iyimserlik aşılayan kitaplar okuyun. Bunları defalarca okuyup bilinçaltına yerleştirin. Sonra bilinçaltınız bunları size geri gönderip karamsar ve üzüntülü olmaktan kurtaracaktır.<br />
- Umut dolu, ileriye ümitle bakan insanlarla dostluk kurun. Bu atmosfer sizi ümitli bir insan yapacak, karamsarlığa düşmenizi engelleyecektir.<br />
- Üzülme alışkanlığına yakalanmış insanlara yardım edin. Böylece, sizin üzülme alışkanlığınız da azalacak zamanla kaybolacaktır.</p>
<p>Üzülme Dünya ve ahiret huzuru için Peygamber Efendimizin amcası Abbasa öğrettiği duayı dilinden düşürme çünkü bu dua iki dünya saadeti için iyi bir fırsattır.<br />
"Allahümme innî es'elüke afve vel âfiyete fiddînî veddünyâ ve âhırete" Yarabbi senden dünya ve ahirette mağfiret ve afiyet istiyorum </p>
<p>Üzülme : Dünya, ne seçim, ne geçim dünyasıdır; dünya, bugün var yarın yok, imtihan dünyasıdır. </p>
<p>Üzülme : Hakk'ın rızâsına uygun düşen belâ, kulun sevgisini artırır </p>
<p>Üzülme : Altın, ateş ile; iyi kul da belâ ve musibet ile tecrübe edilir.<br />
(Hz. Ali r.a.) </p>
<p>Üzülme : İnsanlar, başlarına gelen belâ ve musibetleri ondan daha büyükleriyle kıyas etselerdi, şüphesiz belâların bazısını âfiyet kabul ederlerdi</p>
<p>Üzülme : İyi bir yemek günün mutluluğudur. İyi bir gezi haftanın, iyi bir evlilik ayların, mal-mülk senenin mutluluğudur. Sağlam bir imana sahip olmak ise dünya ahiret mutluluğu demektir. </p>
<p>Üzülme :Hastaneleri ziyaret etki Allah'ın sana verdiği sağlık afiyetin kıymetini bilesin. Hapishaneleri ziyaret et ki özgürlük nimetinin farkına varasın. </p>
<p>Üzülme : Mümin bir kul giden dünyalığın ardından üzülmez. Çünkü o kalıcı olan değildir. </p>
<p>Üzülme : Rahmanın sonsuz merhametini bir düşün. Ki O bir köpeğe su veren cimrilerin cimrisini, yüz kişiyi katletmiş olanı dahi affedebilendir. Yeter ki nasuh bir tövbe ile O'na dönülebilinsin. </p>
<p>Üzülme: Hayrın nerede olduğu bilinmez. Hayır çoğu kez sevinilen şeyin ardından değil üzünülen şeyin ardından gelir.</p>
<p>Üzülme, mutluluk ağacının yaşaması için ihtiyacı olan su, hava, gıda, ışık Allah'a ve ahiret gününe imandır. </p>
<p>Üzülme: "Mükâfatın büyüklüğü belanın büyüğü ile beraberdir. Allah bir kavmi severse onları (bir derde) uğratır. Kim kadere razı olursa, ona Allah'ın rızasına erişmek vardır. Kim öfkelenirse ona Allah'ın gazabı vardır." (Tirmizî)</p>
<p>Üzülme Eğer Allah'tan bir şey isterseniz ve O size başka bir şey verirse O'na güvenin. O'nun her zaman size ihtiyaç duyduğunuz şeyi uygun zamanda vereceğine emin olabilirsiniz. İstekleriniz her zaman ihtiyacınız olan şeyler değildir. Allah dileklerinizi her zaman yerine getirir, o yüzden kuşkulanmadan veya şikayet etmeden O'na inanmaya devam edin. Allah seçimi O'na bırakanlara en iyisini verir. </p>
<p>Üzülme<br />
Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir. (Hadis )
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "YÛSUF İLE ZÜLEYHA (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/10071#post-155068</link>
			<pubDate>Mon, 03 Mar 2008 19:24:53 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">155068@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.”<br />
A’raf, 176</p>
<p>Bismihû.<br />
Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla.<br />
Önce söz vardı, hayat sonradan geldi.<br />
Önce çile vardı ihsan arkadan geldi.<br />
Önce iştiyak, arkadan sebat geldi.</p>
<p>Sözün yaratılışı Züleyha’nın yaradılışından evveldi. Âdam, ki ona bütün isimler öğretildi. Yûsuf’un kaderi Züleyha’ya tecelli. Züleyha’nın kaderi Yûsuf’a tecelli. Kuyu. Zindan. Kuyu. Zindan. Önce çile arkadan ihsan. Züleyha vazgeçti mi maşukundan?</p>
<p>Mülk gibi söz de, ne senin ne benim.<br />
Cümle gibi aşk da ne senin ne benim.<br />
Söz de,<br />
aşk da,<br />
ne benim ne senin.<br />
Bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya,<br />
ağustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,<br />
mayıs gülü,<br />
ışıklı nisan yağmuru<br />
ne kadar Allah’tansa,<br />
mülk gibi söz de ve aşk da<br />
O’ndan.</p>
<p>“Sen” tahtına yazıcı kimi oturtsan da,<br />
beşerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk gibi görünen,<br />
hiçbir yol O’ndan özgeye çıkmıyor aslında, “gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor.<br />
Değil mi ki her şey O’ndan,<br />
gidecek yer yok O’ndan başka. Gelinen yer yok O’ndan başka.</p>
<p>İnsan o ki, O’ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icrabı, O’ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti icabı.</p>
<p>Işık ki tek kaynaktan dağılır, ışığı yakın olan aydınlık, uzakta kalan karanlıktır. Her şeyin O’ndan olması, ve ışığın tek kaynaktan dağılıyor olması O’ndan başkasının bilinme ve sevilme ihtimalini tümden yok eder.</p>
<p>Kimi zaman sevdiğimizin ne olduğunu bilmeden severiz. Ve insan henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda O’ndan başkasını sevdiğini zannedebilir :</p>
<p>Bir çiçeği, bir kuşu,<br />
denizi, yağmuru,<br />
gökyüzünü, yazıyı,<br />
yazıyı yazanı, kalemi tutanı,<br />
bir yaratılmışı hasılı.</p>
<p>Söz gelimi Leylâ Mecnun’u, Şirin Ferhâd’ı, Züleyha Yûsuf’u sevdiğini zannedebilir.</p>
<p>Oysa sevmek, en fazla, neyi sevdiğini fark etmek demektir ve seven biraz da neyi sevdiğini bilendir.</p>
<p>Çünkü ışığın kaynağı tektir ve kim aydınlığının kendinden menkul olduğunu iddia edebilir?</p>
<p>Her aşk O’na çıkar sonunda, O’ndan başkasını sevmek imkânsız gibidir. Seven neyi sevdiğini bilse de bu böyledir, bilmese de bu böyledir.</p>
<p>Bu yüzden değil mi ki kendini kaybetmek gibi görünen aşk, aslında kendini bilmek. İstese de insan O’ndan özgeyi sevme şansı yok. Şans sözcüğü yok lügatlerde bundan böyle. O’ndan özgeyi sevme ihtimali yok. Ve neyi sevdiğini bilenle bilmeyen arasındaki fark sadece bilmenin bilincinden ibaret.</p>
<p>Küçük bir biliş farkı.<br />
Mülk gibi aşk da Allah’tan.<br />
Ruhun da O, kalbin de O, aklın da O.<br />
Tenin de O, canın da O, cismin de O.</p>
<p>Ve aradan perdeleri kaldırarak O’nu bilmek olarak tanımlanan şey, bu seyr ü sefer, sadece O’nu bilmeyi bilmenin sancısından ibaret.</p>
<p>Sevginin yanılgısı yok. Yanlış olan neyi sevdiğini bilmemek ve yolu yanlış çizmek. Hangi kaynaktan geldiğini suyun, hangi dağın üstünden döküldüğünü aydınlığın, bilmemek. Bilmemek yanlış kılar sevgiyi.</p>
<p>Züleyha ki Yûsuf’u sevdi. İbtida, neyi ve kimi sevdiğini bilmedi. Sonra aşkın kaynağını bildi, Yûsuf’u değil, Yûsuf’ta tecellâ eden nuru sevdiğini fark etti. Yûsuf da, ki rüyasında güneş, ay ve on bir yıldız ona secde etmişti, bir kuyuya atılmış ve kendisine zindanda rüya yorumu verilmişti, önce aşkın kaynağını bildi sonra nurun Züleyha sûretinde tecellâ ettiğini fark etti. Biri sûretten nura yükselirken diğeri nurun sûrette tecellâ ettiğini idrak etti.</p>
<p>İşte bütün hikâye: Kim düştü kuyuya, Yûsuf mu, Yakub mu, Züleyha mı? Zindan kimin kader, Yûsuf’un mu, Yakub’un mu, yoksa Züleyha’nın mı? Yûsuf, Yakub ve Züleyha yok aslında. Hepsi bir, hepsi O bir, hepsi tek bir.</p>
<p>Söylenmemiş Mesnevi kalmadı yer yüzünde. Her Yûsuf u Züleyha, bir öncekinin hem aynı hem başkası. Bu nasıl mazmun diyor ya, kalbi dipsiz derinliklerde çoğalan Fuzuli, Farsça Divan’ının önsözünde, yani ki Mukaddime’sinde. Hiç kullanılmamış, diye kaldırıp atıyor ya bir imgeyi uykusuz kaldığı gecelerin sabaha değdiği yerde. Sonra aynı gecelerin aynı sabahlara değdiği yerde, bu kez, bu nasıl mazmun, diye yırtıyor ya kullanılmış olan bir başka mazmunu. Hem bilinen hem bilinmeyen, hem kullanılmış bir imge hem kullanılmamış bir imge; böyle olmalı ki sözün hükmü tam olsun. Eski zincire bağlanan bir halka, ama yeni, böyle olsun ki zincir kuvvetli olsun.</p>
<p>Her Yûsuf u Züleyha bir öncekinin hem aynı hem başkası. Bu da öyle. Ayna aynı, kitap farklı.</p>
<p>Şiir :<br />
Bu kez birkaç kitap<br />
yine aynı ayna<br />
ve birkaç ruh<br />
hepsinin içinde mevcûd<br />
züleyha’nın acısı acının Züleyha’sı</p>
<p>Bismihû.<br />
Esirge ve bağışla.<br />
Öptüm kitapların üzerindeki Kitâb’ı, öptüm ve koydum alnıma.</p>
<p>Ben: Yazıcı. Yazmaya başladığımda, yıl bin dokuz yüz doksan dokuz milâttan sonra, aylardan Nisandı. Bir mumun ışığında bir rüzgâr titriyorken. Ve bir hattat nefesinin, bir mumun alevini bile titretmemesi gerekiyorken, sürgün düştüğüm zamanlarda ben kalbimi çatlatan nefesi salıverdim.</p>
<p>Ben: Yazıcı. Kalbim çatladığında tanığım su kıyısında bir kavak ağacıydı.</p>
<p>İlk sözcükler mürekkebi mor kalemimin ucundan dökülürken, Ayasofya’da Topkandilin altında değil idiysem de Hamdullah Hamdi Hazretleri gibi (rahmet onun ve bütün Yûsuf u Züleyha yazıcılarının üstüne olsun), ben de suyun kıyısındaki kente kendimce bir Ayasofya’daydım. Uyanıklığım, rüyaları yorumlayacak Yûsuf’un uyanıklığından farklıydı elbet ama ben de gecenin saat sıfır üçlerinde daima uyanıktım.</p>
<p>YÛSUF ile ZÜLEYHA<br />
kalbin üzerinde titreyen hüzün<br />
Nazan BEKİROĞLU<br />
Timaş Yayınları<br />
9. Baskı, Nisan 2002, Sf. 13-17
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Düğünümüz dünyaya kutlu olsun Burcu&#039; ya (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9975#post-153455</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2008 01:02:04 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">153455@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>• Bizim dügünümüz dünyaya kutlu olsun. Allah, bu dügünü, bu evlenmeyi bize uygun olarak tertipledi. Esler birbirine çok uygun düstü. Bu dügün sebebiyle,</p>
<p>• Mevlamızın lütfuyla kalpler ferahladı. însanlar çift oldu, evlendi. Kederler, gamlar gönüllerden çıkıp gitti.</p>
<p>• Ey sehrimizi süsleyen güzel! Allah'ın adıyla güzel bir gelin olarak gidiyorsun. Sen de bir güzele damat olmadasın.</p>
<p>• Köyümüzden ne de hos gitmedesin. Bize ne de hos salına salına gelmedesin; deremize ne de hos çaglaya çaglaya akmadasın! Ey ırmagımız, ey bizi arayan dost!</p>
<p>• Cihan padisahının, bizim o canlara can katan padisahımızın devletinde oynayın, raks edin, ey arifler, ey süfîler, sema edin!</p>
<p>• Halkın bir kısmı denizler gibi cosmada, dalgalar gibi secdeye kapanmada. Bir kısmı da kıhçlar gibi savasmada, bütün cüz'lerimizin kanmı içmede. Sus, sus ki bu gece o güzel yüzlü, ugurlu sahımızın mutfagı açılmıstır. Ne de sasılacak sey ki, helvamız (helva gibi tatlı olan sevgili) helva pisiriyor. </p>
<p>Bu siiri Hz.Mevlana oglu Sultan Veled'in dügününde söylemistir.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Su ile Hasbihal..... (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9974#post-153426</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2008 00:45:10 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">153426@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Su kendine sırdaş arıyordu.....<br />
Önce buluta verdi sırrını.<br />
Ağır geldi sır buluta.Saganak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.<br />
Sonra göle gitti su.Ona anlattı derdini.<br />
Bu arada bulut suyun sırrını yagmur yapıp,dolu yapıp savurduğu için,<br />
zaman zaman taşıyordu göl ve çıkıyordu suyun sırrı iyice açıga. </p>
<p>Sonra nehre verdi su sırrını...<br />
Nehir de aldı suyun sırrını çekti gitti.<br />
Dereye verdi.<br />
Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden,o da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze...</p>
<p>Çağlayanlar,şelaleler,akarsular...<br />
Hepsi kayboluyordu bir anda.<br />
Sonra bir gün su takip etti dereyi.<br />
Dere okyanusa kavuşunca farketti su,bütün sırlarının akarsularla,çağlayanlarla,ırmaklarla...<br />
okyanusa taştığını.</p>
<p>Karar verdi su.Sırrını okyanusa verecekti.<br />
Öyle de yaptı zaten.Tüm sırlarını okyanusa verdi.<br />
Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.</p>
<p>Ne taştı okyanus,ne de bir başkasına taşıdı suyun sırrını,ne de kurudu.</p>
<p>Geçenlerde karşılaştık suyla.<br />
Bir bardaktaydı....<br />
Suskundu....<br />
Çok ugraştım konuşturamadım...<br />
Ben tam giderken "Dur!" dedi su "Durdum"!</p>
<p>"OKYANUS YÜREKLİ DOSTLAR BULMADAN SAKIN KONUŞMA!<br />
TAŞIYAMAZLAR,KALDIRAMAZLAR SENİN YÜKÜNÜ,CANINI YAKARLAR,UTANDIRIRLAR..."<br />
dedi.....
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>DUACI burada "DERTLERE DERMAN..."</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/8100#post-124180</link>
			<pubDate>Mon, 28 Jan 2008 21:03:59 +0000</pubDate>
			<dc:creator>DUACI</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">124180@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>ALLAH RESULÜ (S.A.V)BUYURUYOR<br />
-ŞU ON ŞEY ON DERDİ GİDERİR:<br />
FATİHA SURESİ KABİRAZABINI GİDERİR.<br />
YASİN SURESİ KIYAMET GÜNÜ SUSUZLUĞUNU GİDERİR<br />
DUHAN SURESİ KIYAMET GÜNÜNÜN ŞİDDETİNİ GİDERİR<br />
VAKİASURESİFAKİRLİĞİ GİDERİR<br />
MÜLK SURESI KABİR AZEBINI GİDERİR<br />
KEVSER SURESİ DÜŞMANLARIN HUSUMETİNİ GİDERİR<br />
KAFİRUN SURESİ SIKINTI ANINDA KÜFRE DÜŞMEYİ ENGELLER<br />
İHLAS SURESİ NİFAKI GİDERİR<br />
FELAK SURESİ HASETÇİNİN HASEDİNİ YOK EDER<br />
NAS SURESİDE VESVESEYİ DEF EDER
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Ben ilahi tecelli ile yerinden kopmuş, parçalanmış bir dağ gibiyim. (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9973#post-153407</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2008 00:34:23 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">153407@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>• Bu nefisten, heva ve hevesden kurtuldum. Bunların dirisi de bela, ölüsü de bela. Halbuki ben, ister diri olayım,<br />
ister ölüp gideyim, yerim, yurdum Allah'ın lütfundan baska bir yer degildir.</p>
<p>• Ey susmak! Benim özüm sensin, sevdigimin perdesi de sensin. Susmanın en degersiz lütfu, insandan korkunun<br />
da, recanın da yok olup gitmesidir. însan kaderin getirdiklerine karsı susarsa, sikayet etmezse, onda ne korku kalır, ne<br />
de reca...</p>
<p>• Beni kederlerle, belalarla yıkmadıkça, harap etmedikçe Allah, bendeki gizli hazîneyi hiç bana verir mi? Beni<br />
coskun bir sele kaptırmadıkça, nasıl olur da beni çeker, ihsan denizine götürür?</p>
<p>• Ben aynayım, ben aynayım. Ben gevezelik eden, söz söyleyip duran kisi degilim. Ben sustugum için siz benim<br />
gönül feryadımı duyamazsınız. Ancak kulaklarınız göz kesilirse benim perisan halimi görür, anlarsınız.</p>
<p>• Rüzgarda el sallayıp duran agaç gibi el sallamaktayım. Gökyüzünde dönüp dolasan ay gibi çarh etmedeyim.<br />
Yeryüzünde yasadıgım için çarhım, yeryüzü kokuyor, yeryüzü rengindeyim ama ben topraktan yaratılmıs olsam da,<br />
bende ilahî em'anet bulundugu için benim çarhım, gökyüzünün çarhından daha temiz, daha hos....</p>
<p>• Ey söyleyen arif, söyle, söyle de hakîkati söyledigin için sana dua edeyim. Cünkü her seherde dua vakti gelince<br />
güzellesirim, hos, neseli bir hal alırım. Adeta mest olurum.</p>
<p>• Ben abamı, hırkamı senden esirgemem, padisahtan ne gelirse, padisah ne lütfederse yarısının yarısı benimdir.</p>
<p>• Hakîkat kadehi, sonsuzluk kadehi, bana padisahın kendi eliyle sunulmaktadır. 0 sarabın bir yudumunu içen dilenci<br />
günes çesmesi kesilir de nüra susamıs olanlara nür suları ikram eder.</p>
<p>• Benim bogazım hasta, konusamayacagım, ben sustum. Ey güzel sözler söyleyen arif! Sen söyle! Çünkü sen<br />
Davud seslisin, bense ilahî tecellî ile yerinden kopmus, parçalanmıs bir dag gibiyim.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "O&#039;nunla gizli konuş, bütün sırlarını, dileklerini çekinmeden söyle.."</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9976#post-153490</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2008 01:30:24 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">153490@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>0 padisah geldi, o padisah geldi. Eyvanı (terası) süsleyen, o Kenan güzeli-nin güzelligine hayran olarak<br />
bileklerinizi bile kesin!</p>
<p>Canın canının canı gelince, canın adını anlarnak yersizdir. 0 padisahın önünde can, kurban edilmekten baska bir<br />
ise yaramaz.</p>
<p>Ben asksız kalınca yolumu kaybetmistim, sasırıp kalmıstım. Birden bire ask karsıma çıkıverdi. Sevinçten kendimi<br />
dag gibi hissettim, sonra onun güzelligi ile eridim. Ask padisahının atı için bir saman çöpü oldum.</p>
<p>İster Türk olsun, ister Tacik, her kul ona bendedir. Hem de canın bedene yakın oldugu gibi ona yakındır. Yakındır<br />
ama, beden canı asla göremez.</p>
<p>Haydi dostlar, baht geldi, tali' geldi, devlet geldi. Elinde ne varsa dagıtıp duruyor, herkese mutluluklar bagıslıyor.<br />
Sanki seytanı azletmek, kovmak için bir Süleyman geldi, tahta oturdu. Ondan yararlanın!</p>
<p>Ne duruyorsun? Haydi sıçra, yerinden kalk, elin, ayagın yok degil ya! Süleyman'ın sarayının yolunu bilmiyorsan,hüdhüdü bul, yolu ondan sor!</p>
<p>Orada, onunla gizli konus, bütün sırlarını, dileklerini çekinmeden söyle;Süleyman bütün dilekleri kabul eder. o kusların bile dillerini bilir.</p>
<p>Ey kul! Söz rüzgar gibidir. Gönlü dagıtır, perisan eder, fakat Sems; "Dagınık seyleri, topla!" diye buyuruyor, bunuda bil !.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>DUACI burada "İNANAN AKIL SAHİPLERİNİN  DUASI"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/7833#post-120427</link>
			<pubDate>Tue, 22 Jan 2008 17:21:18 +0000</pubDate>
			<dc:creator>DUACI</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">120427@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>"EY RABBİMİZ!SEN BUNLARI BOŞUNA YARATMADIN.SEN PAK VE MÜNEZZEHSİN.BİZİ O ATEŞİN AZABINDAN KORU .EY RABBİMİZ!SEN KİMİ ATEŞE SOKARSAN ŞÜPHESİZ ONU  HOR VE HAKİR EDERSİN.ZALİMLERİN HİÇ YARDIMCILARI YOKTUR EY RABBİMİZ!DOĞRUSU BİZ RABBİNİZE İNANIN DİYE İMANA ÇAĞIRAN BİR DAVETÇİYİ İŞİTTİK VE İMANA GELDİK.EYRABBİMİZ!GÜNAHLARIMIZI BAĞIŞLA!KUSURLARIMIZI ÖRT,CANIMIZIDA İYİLER İLE BERABER AL!<br />
  EY RABBİMİZ!PEYGAMBERLERİN VASITASIYLA VAAD ETTİKLERİNİDE BİZE İKRAM ET!KIYAMET GÜNÜ YÜZÜMÜZÜ KARA ÇIKARMA.ŞÜPHE YOK Kİ ,SEN ASLA SÖZÜNDEN DÖNMESSİN"
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Bir engellinin kaleminden (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9972#post-153388</link>
			<pubDate>Sat, 01 Mar 2008 00:27:05 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">153388@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Kaldırımda solmuş boynu bükük bir papatya gördüm. Önce kırılmış dallarına daha sonra dünyaya küsmüş kapanıp kalmış her bir yaprağına baktım. Tıpkı kendime benzettim. Çünkü ben ve benim gibiler iyi kötü yaşıyordu ama boynu bükük. Hep bir yanı eksik, toplum tarafından dışlanıp horlanan benim gibiler, tıpku büyüyüp geliştiği yerden alınıp ve koparılıp kaldırımda ayak altınada kalmış papatya gibi...</p>
<p>Böyle bir toplumda engelli olup yaşayabilmek ezilip büzülmemek için herşeyi sevdim ben. Gökyüzünde nazlı nazlı gelin gibi süzülen bulutu, gülen gözleri, bana sevgiyle yaklaşan herkesi sevdim. Böyle bir dünyada engelli olarak yaşayabilmek için herşeyi sevmek gerektiğine inandım. Çünkü bütün güzelliklerin hatta yaşamın yolu sevgiden geçiyordu.</p>
<p>Ben ve benim gibiler hiçbir zaman böyle olmayı istemedik. Daha hayata atılmak için küçücük bir su damlasıken her bebek gibibizlerde hazırlanıyorduk umutlarla dolu dünyaya.</p>
<p>Hayatta engelli olarak gözlerini açan bizler daha ufacıkken ilk önce küvetse, oksijen tüpüyle, ilaçlarla iğnelerle tanıştık; anne ve babamzla tanışmadan. Büyüdük ama başka çocuklar yürüme duygusuyla çoktan akraba olmuşken biz sadece bakıyorduk şaşkın gözlerle. Çünkü daha yerlerde sürünüyordu biz mazumların dizleri.</p>
<p>Herkes herşey biz engellilere tesrsti sanki. Kaldırımlar yollar bize küsmüştü. Hep zordu bize her şey,</p>
<p>Biz sevgi istiyoruz sadece, sadece sevilemyi... Belki sizler sever, el verirseniz bizimde tamamlanır eksiklerimiz...</p>
<p>Ben herşeyi sevdim, Sabah sımsıcak gülümseyen günzeşi, gece ışıldayan yıldızı. Adını sevgi koydum ben herşeyin. Siz de sevin, tıpkı kelebek gibi göklere uçurun bizleri. Yoksa heketmiyor muyuz bunları? Biz bizi seviyoruz, siz de bizi sevin...
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Bizim de Kendimiz Olduğumuz Günler Vardı(turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9941#post-152959</link>
			<pubDate>Fri, 29 Feb 2008 17:43:15 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">152959@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Bugüne kadar çok lütuflar gördük Hak elinden.. ve ne ışıktan günler yaşadık O’nun teveccühünden!.. Zaman zaman bir kısım olumsuz yanlarımızdan ötürü hafifçe hırpalansak da, ekseriya özel iltifatlarla günlerimiz hep güldü.. biz de dolu dolu sevinçlerle köpürdük; köpürdük ve liyakatlerimizin kat kat üstünde ne sürpriz inayetlere şahit olduk.. ne görünmezleri gördük, ne erişilmezlere erdik ve ne paha biçilmez mazhariyetlerle pâyelendirildik. Sağanak sağanak ötelerden gelen değişik dalga boyundaki lütuflar ve yalnız olmadığımızı haykıran ak alınlı hâdiseler hiç mi hiç eksik olmadı. Ara sıra ruhlarımızda bir gurbet hissi belirse de, bizi yalnız bırakmayan Dost’un yüzlerce hâdise ile yakınlığını duyurması ve ufkumuzun enginliği ölçüsünde maiyyetini hissettirmesi sayesinde atmosferimiz yeniden aydınlanır ve gönüllerimiz şâd olurdu. Silinir giderdi bütün kederler ve tasalar; inşirah yağmaya başlardı ruhlarımıza; bırakırdık kederi, tasayı ve çocuklar gibi sevinirdik. Hâdiseleri yakından takip edenler için O’nun iltifatları mütemadî ve teveccühleri de kesintisizdi. Öyle ki, her zaman ufkumuz aydın ve mağriblerimiz de maşrıklar gibi pırıl pırıldı... O’nun bize en büyük teveccühü sayıyorduk biz olarak kalmamızı ve biz olarak yaşamamızı; zira bu sayede kendimiz gibi düşünüyor, kendimiz gibi davranıyor, hemen her zaman kendi sesimizle soluklanıyor, ruh ve mânâ köklerimizden fışkıran disiplinlere bağlı hareket ediyor ve kendi kültür değerlerimizi yine kendi üslubumuzla seslendiriyorduk; seslendiriyor ve kat’iyen kendi kendimize yetmediğimizin ifadesi sayılan fantezilere girmiyorduk. Kendimiz olmayı her zaman bir lezzet gibi duyuyor ve bu sayede, O’ndan gelen ilâhî lütufları da semavî bir armağan gibi değerlendiriyorduk. </p>
<p>O zamanlar biz kendimizdik; zirvelerde dolaşma tabiî hâlimiz ve bu aydınlık atmosfer de değişmez iklimimizdi. Bu nurefşan dönemde sık sık tadıp duyduğumuz, bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan ilâhî teyit ve ruhanî hazlara o kadar alışıktık ki, düşünce ve hayallerimizle ne zaman bu dünyanın o rengârenk ikliminde seyahate çıksak kendimizi cennetlerin koridorlarında sanır ve bir daha da bu atmosferden ayrılmayı asla düşünmezdik.. o zamanlar biz kendimizdik ve o pırıl pırıl günler de bizim günlerimizdi. </p>
<p>Şimdilerde o rengârenk ledünnîlikten ve o çerçevede duyup yaşadığımız ruhanîlikten ne kadar uzak olduğumuzu tam kestiremiyorum. Ne var ki, ara sıra belli sâik ve çağrışımlarla o altın zaman dilimlerine hayalî bir seyahatte bulunsam, ne kadar değiştiğimizi, ne kadar başkalaştığımızı acı acı hissediyor ve ürperiyorum; ürperiyor ve kendi kendime, “Eyvah! Ne kadar başkalaşmış, ne kadar kendi ruhumuzdan uzaklaşmış, ne kadar renk atıp soluklaşmış ve bir kısım fanteziler uğruna ne kadar kendi kendimize etmişiz!” diye düşünüyor ve hayıflanıyorum. Gerçi bir mânâda, o zamanlar itibarıyla, ufkumuz dediğimiz noktayı bütün bütün unutmadık. </p>
<p>Düşünce ve tahayyül dünyamızda, hafıza merkezlerimizde hâlâ bize ait ince, zarif, yarı açık yarı kapalı bir hayli hususiyetler ve renkler tülleniyor; ama her zaman içimizi kanatan hızlı bir başkalaşmanın sürüp gittiği de muhakkak... Önceleri içimizde hep lezzetli bir ledünnîlik hükmederdi; düşüncelerimiz ufuklu ve muhteşem, duygularımız süt gibi dupduru, ifadelerimiz metafizik derinlikli, üsluplarımız da meleklerin muhaverelerinden bir şive kapmış gibi sürekli semavîlikle tınlar ve çevreye ilham edalı ne büyüleyici şeyler fısıldardı.. o zamanlar dünya bizi dinlemeye koşar, ruhanîler sükût murakabesine dalar ve ihtimal melekler de bu armoniye dem tutarlardı. Bu sayede bizler çok defa arzda semavîlikler yaşar, dünyada ukbâ derinliklerini duyar ve âdeta kendi hâlimize imrenirdik. Hâsılı, o zamanlar iç derinliklerimizden gündelik davranışlarımıza kadar her tavrımızda ayrı bir tat, ayrı bir şive, ayrı bir lezzet ve ince, zarif, latîf bir bizdenliğin duyulup sezilmesiyle âdeta büyülenirdik. </p>
<p>Bu şiirimsi atmosfer o kadar sihirli ve tesirliydi ki, hiçbir yabancı mülâhaza, hiçbir fantezi onu ihlâl edemez; hiçbir ağyâr düşüncesi bu atmosferi delemezdi; dolayısıyla da ifade ve beyanlarımızda, tavır ve davranışlarımızda yabancılıkla alâkalı hiçbir dekolte renge, desene rastlanamazdı. Her zaman atmosferimizi renkli bir derinlik kaplar ve nazlı bir buğu sarardı. Nadiren de olsa bir kısım ses, görüntü ve daha değişik aykırılıklarla karşılaşılsa da, arkasından bütün çevre yine kendine has o sihirli ve esatîrî hâle bürünür ve kendi rengi, kendi deseniyle tüllenmeye dururdu. Öyle ki, bütün olumsuzluklar, buluta yükselen nemler gibi çiy noktasına ulaşır, yağmura dönüşür ve sağanak sağanak gönül yamaçlarımıza boşalırdı; boşalırdı da bütün iç âlemimizi saran bu ledünnîlik, görme duyma dünyamıza kendi boyasını çalar ve bize ufuk ötesinden neler ve neler fısıldardı. </p>
<p>Böyle bir ledünnîlik bazen ruhumuzu ağzına kadar doldurur, bizi değişik hülya âlemlerinin ferah-fezâ iklimlerinde dolaştırır ve fizikî dünyaların onca darlığına karşılık ruhlarımıza kâinatlar genişliğinde ışıktan âlemler vaad ederdi. İmanımızın gücüyle ve metafizik mülâhazalara açık bulunmamız sayesinde eşya ve hâdiseleri farklı görür, tabiatı dinin rengine boyanmış bir ilâhî kitap gibi duymaya başlar, her varlığı, her nesneyi birer semavî mesaj gibi dinler, yorumlar, mânâlandırır ve idrak ufkumuza giren her nesnenin elinden kâse kâse mârifet, muhabbet, zevk-i ruhanî ve aşk u iştiyak kevserleri içerdik. </p>
<p>O günler gönlümüze öyle enfes şeyler nakşetmişti ki, tarihî değerlerimiz bir bir devrilip her taraf harabezâre döndükten sonra bile hâlâ bize ait o güzelliklerin tat ve halâvetini ruhlarımızda hissediyor ve bu tatlı rüyanın hep böyle sürüp gitmesini diliyoruz; diliyor ve geçmişte mazhar olduğumuz nimetleri birer referans kabul ederek, verilenlerin çehresinde verilecekleri okur gibi oluyoruz. </p>
<p>Bugünkü bütün çırpınmalarımız, yazıp çizmelerimiz, gönüllerimizde her zaman dipdiri duyup hissettiğimiz gelecekteki o sihirli dünyalar içindir. Evet, gazeteler, kitaplar, mecmualar ve kendimizi ifade etme adına başvurduğumuz diğer vasıtalar hep o sihirli dünya içindir. Yıllardan beri bizi, kendimiz olma hülyaları arkasından koşturan bu mecmua (Sızıntı) da, özümüze ait sese soluğa ulaşma konusunda bizim için farklı bir enstrüman oldu; evet o, yer yer ruhumuzun heyecanlarını seslendiren bir dil, zaman zaman da bizi ruh kökümüzle irtibatlandıran bir dal oldu ve bize bir hayli turfanda meyveler sundu. </p>
<p>Ben, onun hâlâ ruhunu yitirmediğine inanıyor, daha uzun süre sesimize-soluğumuza tercüman olabileceği düşüncesiyle oturup kalkıyorum. Zaman her şeyi soldurup tesirsiz hâle getirdiği gibi bir gün onun da böyle bir hükm-ü kazaya maruz kalacağı izahtan vârestedir; ama, ben ona hissiyatımıza tercüman olması istikametinde ve Hakk’a bakan, Hakk’ı gösteren hizmetlerinde uzun ömürler dilemeyi bir vefa borcu biliyorum.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Affeder mi, affetmez mi? (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9884#post-151985</link>
			<pubDate>Thu, 28 Feb 2008 19:51:37 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">151985@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Ah Uhud! Yiğit Hamza nerelerde?<br />
Efendimiz'in gözyaşları nerelerde? O çetin gün nerelerde?<br />
Üzülüyordu Efendimiz, yanıyordu Hz. Hamza için.<br />
Fakat davası vardı; uğruna amcadan geçilir, Mekke'den geçilir, güneşten aydan geçilirdi.<br />
Ve geçti acısından Efendimiz, amcasının katili Vahşi'ye vardı, onu İslâm'a davet etti. Vahşi şöyle dedi:<br />
- Ey Muhammed! Beni İslâm'a nasıl çağırıyorsun? Adam öldürenin, şirk koşanın azaba uğrayacağını, o azap içinde hor ve hakir olarak kalacağını söyleyen sen değil misin? Ben bunların hepsini yaptım. Benim için bir çıkış yolu var mı ki?<br />
Bunun üzerine Cenabı Hak tarafından şu ayet nazil oldu:<br />
“Tevbe ve iman edip salih ameller işleyenlerin Allah kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (Furkan, 70)<br />
Bu ayet üzerine Vahşi dedi ki:<br />
- Ey Muhammed, salih ameller işleme şartı ağır. İhtimal ki ben iyi ameller yapacak gücü kendimde bulamam.<br />
Bunun üzerine bu kez şu ayet nazil oldu:<br />
“Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Ondan başka dilediği kimseleri bağışlar...” (Nisa, 48)<br />
Vahşi hâlâ korkuyordu, dedi ki:<br />
- Anladığıma göre bu bağışlama isteğe bağlı. Bilemiyorum ki, bu günahlarımla Allah beni affeder mi, affetmez mi?<br />
Ve bu samimi itiraflara, Rabbimiz'den hepimiz için bir cevap geldi:<br />
“Ey günah işlemekte haddi aşarak nefslerine karşı cinayet işlemiş kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlayıcıdır. Çünkü o çok bağışlayıcıdır çok esirgeyicidir.” (Zümer, 53)<br />
Vahşi boynunu büktü. Uhud günü öldürdüğü Hamza'yı düşündü, isyanla geçen yıllarını, boynunu büktü. Müslüman oldu. Sahabiler şöyle dedi:<br />
- Ya Rasulallah, biz de Vahşi'nin yaptıklarını yaptık. Bu müjdenizden biz de nasiplenecek miyiz? Efendimiz buyurdu:<br />
- Evet, bu tevbe eden herkes içindir.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Asr-ı Saadetten (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9859#post-151585</link>
			<pubDate>Thu, 28 Feb 2008 13:55:40 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">151585@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>HZ. ALİ’NİN ŞEHADET HABERİNE KARŞI METANETİ<br />
Hz. Ali efendimiz Uhud’da 16 kılıç darbesi almıştı. Şehidik şerefine ulaşamadığına üzülüyordu. Bundan dolayı üzüntülü görünen Haydar-ı Kerrar’a Resul-i Zişan(SAV); “Ya Ali! Şehadet senin arkandadır. Bunlar kan ile boyandığı zaman nasıl sabredeceksin?” buyurarak mübarek elleriyle onun başını ve sakalını okşamıştı. Hz. Ali de; “Ya Resulullah! Şu buyurduğun hal benim hakkımda tahakkuk edince o, delil, beşaret ve keramet sayılacak şeylerden olmuş olur.”diye cevap vermişti.</p>
<p>Hz. Ali(kv) Irak’a giderken, Abdullah bin Selam ziyaretine gelmiş; “Ya Ali! Irak’a gitme! Korkarım ki orada vücuduna bir kılıç ağzı isabet eder.” Demiş. Hz. Ali de; “Evet.. Kasem ederim ki, bunu bana Resulullah haber vermiştir” diye mukabelede bulunmuştu.</p>
<p>Ebu Esved diyor ki; “Ben o gündeki gibi böyle canını kaybedeceğini haber veren bir muharip görmedim.”</p>
<p>Hz. ALİ’YE SEKARAT ANINDA VERİLEN MÜJDE<br />
Amr İbn-i Zimür el Hemadani diyor ki; “Hz. Ali Kufe’de kılıç darbesini aldıktan sonra huzuruna girdim. Başını bir şey ile sarmıştı. Dedim ki ; “Ya Emirel müminin! Yarayı bana gösterir misin?” Hemen sargıyı açtı. Baktım, “bir şey yok, hafif bir yaradan ibaret” dedim. Hz. Ali; “Evet, sizden ayrılmaktayım” dedi. Kızı Ümmü Gülsüm perde arkasından ağlamaya başlamıştı. Şehitlerin Efendisi; “Kızım sükût et. Eğer benim gördüğümü göreceksen olsan ağlamazsın” dedi. “Ya Emirel müminin ne görüyorsun?” diye sordum. Buyurdular ki; “İşte bunlar melekler ile nebiler cemaati! İşte bu da Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem; “Ya Ali! Müjde sana, teveccüh etmekte bulunduğun şu hal(ölüm hali), şu içinde bulunduğun halden sana daha hayırlıdır” diye buyuruyor.” Allah şefaatine nail eylesin. Amin.. </p>
<p>HZ. ÖMER(RA)’İN NAMAZI<br />
Sahabelerinin namazını anlamak için hakiki sahabe olmalı. Onlardan birinin, Hz. Faruk-u Azam’ın namazıyla alakalı kaynaklar bize şunları naklediyor; Tabiin’in efendisi Hasan-ı Basri(RA) diyor ki; “Hz. Ömer(RA) gece ibadet ettiği sırada, bazen azapla tehdide dair bir ayet okuyunca ağlamaya başlardı. O derecede ki, fazla etkilenmesinden dolayı yere yığılır, hasta olurdu. Ve bu hastalanmasından ötürü insanlar onu ziyaret gelirdi.”</p>
<p>İbn-i Ömer(ra) de muhterem babası hakkında şu şehadette bulunur; “Hz. Ömer bir keresinde sabah namazında o kadar ağladı ki, ben üçüncü safın arkasından onun ağlama sesini duydum.”</p>
<p>Alkame Bin Vakkas aynı duruma bir yatsı namazında şahit olanlardan; “Hz. Ömer yatsı namazında Yusuf Suresini okuyordu. Ben de en son saftaydım. Yusuf(As) anılınca, ben ağıt(ağlama) sesini duydum.” </p>
<p>“ÇOK SECDE YAPARAK BANA YARDIMCI OL”<br />
Sahih-i Müslim’de, Ehl-i Suffe’den olan Ebu Firaz Rabia İbn-i Kuayb el Eslemi(RA)’nin şöyle dediği rivayet edilmekte; “Ben geceleyin Hz. Peygamber(SAV)’in yanında bulunurdum da, abdest ve diğer ihtiyaçlarını göz önünde tutardım. Bir gün bana; “Bir şeyler iste” buyurdu. Ben de; “cennette sizinle birlikte olmak isterim” dedim. “Bundan başka bir isteğin yok mu?” buyurdu. Ben de; “Ben ancak bunu istiyorum” dedim. Resulullah(SAV) de cevaben; “Öyle ise çok secde yaparak bana yardımcı ol” diye ferman ettiler.</p>
<p>BİLAL-İ HABEŞİ’NİN DEĞİŞMEZ BİR AMELİ<br />
Efendimiz(SAV) bir gün, çok sevdiği Bilal-i Habeşi’ye; “Ey Bilal! En çok ümitli olan amelini bana söyle. Çünkü ben senin cennetteki ayak seslerini duydum” buyurdu. Bilal hazretleri de şu cevabı verdiler; “Öyle ümitlenecek hiçbir amel yapmadım. Ama şüphesiz ben, her ne zaman gece ve gündüz bir ara abdest almışsam, o abdestle nasip olduğu kadar mutlaka namaz kılarım.” </p>
<p>Not: Bu namaza tahiyyat-ül vudu deniyor ki, nafile bir namaz olmuş oluyor..</p>
<p>KAYNAKLAR<br />
1-Büyük Tefsir Tarihi–2- Ömer Nasuhi Bilmen- Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları-Ankara–1960<br />
2-Dört Rükun- Ebul Hasan En Nedvi-terc: Yusuf Karaca- Nehir Yayınları- İst-1992
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Divan-ı Kebirden (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9754#post-150173</link>
			<pubDate>Tue, 26 Feb 2008 19:56:29 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">150173@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>• Ey dünyaya yeniden can veren güzel, gel, gel de, dünya islerini çok iyi bilen ve kendini tamamıyla dünyaya veren<br />
aklı avare kıl, onu içten, güçten et!</p>
<p>• Ben, bir ok gibiyim, atmadıkça uçmam. Gel de yayını kur, beni bir daha at!</p>
<p>• Herkesten sakladıgım ayıplarım, günahlarım, senin askın yüzünden yine meydana çıktı. Damdan, yani ötelerden,<br />
gökyüzünden baska bir kurtulus merdiveni gönder de, onunla günahlarla gizlenmis su yeryüzünden kurtulayım.<br />
Yukarılara çıkayım, arınayım.</p>
<p>• Bana; "Dam, yani öteler hangi taraftadır?" diye soruyorlar. Öteler, canların bulundugu tarafta, canı getirdikleri<br />
yerdedir.</p>
<p>• Öteler, bedenimiz her gece uykuya dalınca, rühların gittigi taraftadır. Sabah olunca, yine o taraftan gelir.<br />
Bedenimize girerek bizi uyandırırlar.</p>
<p>• Bahar mevsimi bile, zamanı gelince yeryüzüne ötelerden kalkar gelir Sabah da günesle beraber ötelerden<br />
gökyüzüne ısık gönderir.</p>
<p>• Sen, zaman zaman bir seyler ararsın, kurtulus yolları düsünüyorsun, onu içinde hissedersin fakat bulamazsın,<br />
ondan bir nisan, bir iz bulamazsın Çünkü o, nisansızdır, izsizdir. Iste senin gönlüne bu duygular da hep ötelerden<br />
gelmektedir.</p>
<p>" Molla Camî hazretlerinin Türkçe'ye manzum olarak tercüme edilen su kıt'ası, anlasılması anlatılması zor olan bu<br />
beyti açıklamaktadır:</p>
<p>"Ben bilmez idim gizli ayan hep sen imissin,<br />
Canlarda ve tenlerde nihayet hep sen imissin, .<br />
Alemde nisan isteridim ben sana senden,<br />
Gördüm ki bu alemde nisan hep sen imissin."</p>
<p>• Zavallısın, bos yere neyi arıyorsun? Sanki sen esege binmissin de, sundan bundan; "Esek nerede?" diye<br />
soruyorsun.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Ey!.Mübarek MEDİNE (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9753#post-150171</link>
			<pubDate>Tue, 26 Feb 2008 19:49:08 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">150171@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Ey Münevver Medine!.Ey Gönüller beldesi!..<br />
Ey!.Devri cehaletin,mahkumiyet belgesi.<br />
Çınlıyor göklerinde,her an Muhammed sesi,</p>
<p>Gör ki,yine ehl-i şirk,zulmediyor bu dine,<br />
Hicret etsem beni de,alır mısın MEDİNE?...</p>
<p>Susadım şefkatine,yine gönlümde serab,<br />
Sustu rahlede bülbül,bahçede güller harab,<br />
Taşıyor sokaklardan,yine zillet ve şarab;</p>
<p>Gör ki, nice alemler,nifak soktu bu dine,<br />
Hicret etsem beni de,alır mısın MEDİNE?...</p>
<p>Adaletin kendi yok,dillerde kaldı adı,<br />
Yeryüzü bir toz duman,kim suçludur,kim kadı!<br />
Doğruyu Allah için,söyleyen kul kalmadı,</p>
<p>Hep,"İRTİCA" diyorlar,buralarda bu dine,<br />
Hicret etsem beni de,alır mısın MEDİNE?...</p>
<p>O gözyaşlı kızların,başlarında peruklar,<br />
Böyle fetva veriyor,ulemada doruklar.<br />
Suspus olmuş,tutulmuş,tüm nefesler soluklar,</p>
<p>Çok zoruma gidiyor,yapılanlar bı dine,<br />
Hicret etsem beni de,alır mısın MEDİNE?...</p>
<p>Bir yanda din taciri,arkadan vurur beni,<br />
Bir yanda zorbaların, hiç kızarmayan teni.<br />
Elden ele geziyor,dinde reform bülteni;</p>
<p>Yeter artık!..Bu cür'et,reva değil bu dine,<br />
Hicret etsem beni de,alır mısın MEDİNE?...</p>
<p>Çöktü insan fıtratı,payandalar yetmiyor,<br />
Ekranlarda çığlıklar,kulağımdan gitmiyor,<br />
Soygun,talan,cinayet,çağdaşlıkla (!) bitmiyor;</p>
<p>Nesiller küstürüldü,çağlar üstü bu dine,<br />
Hicret etsem beni de,alır mısın MEDİNE?...</p>
<p>Ey!.Mübarek MEDİNE,Fahri Alem beldesi,<br />
Kardeşliğin,barışın,adaletin simgesi,<br />
Çınlasın göklerinde,salatü-s selam sesi,</p>
<p>Ben ki;kalu belada,teslim oldum bu dine,<br />
O yemyeşil kubbene,beni de al MEDİNE!...
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Şimdi Su-Su-Yorum! (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9751#post-150165</link>
			<pubDate>Tue, 26 Feb 2008 19:37:17 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">150165@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>...<br />
Sana; kır çiçeklerini anlatacağım, hani dört yapraklı yoncayı, umarsızca ezdiğin!<br />
Sana; meleklerden bahsedeceğim seni hiç yalnız bırakmayan!<br />
Sana; şükürden bahsedeceğim elhamdülillahın sırrından!<br />
Sana; taşlardan bahsedeceğim, bir taşın gücünü gör ve anla diye!<br />
Sana; yokluğu anlatacağım, varlığı anlamanın en kısa yolu diye!<br />
Sana; bir resim çizeceğim mutluluğun resmi olmasa da hüznü öğrenebilirsin belki!<br />
Sana; beni anlatamam onu sen keşfetmelisin!<br />
Sana; bir oyun öğreteceğim, sırf arasıra kaybetmeyi bil diye!<br />
Sana; dua etmeyi öğreteceğim, sohbetin en güzeli o diye!<br />
Sana; nefes almanın ne tür bir borç olduğunu anlatacağım, borcunu ödemeyi şimdiden düşün diye!<br />
Sana; ateşten söz edeceğim, gerçekleri unutma diye!<br />
Sana; cennetten bahsecedeğim, neyi isteyeceğini bil diye!<br />
Sana; rahmeti anlatacağım, ne olursa olsun umudu yitirme diye!<br />
Sana; sabrı öğreteceğim, en büyük erdem diye!<br />
Sana; aşkı öğretmeye çalışacağım, bazı şeylerin kesinlikle öğretilemeyeceğini anla diye...<br />
Sana; gurbetten bahsedeceğim, yüreğimdeki gurbetten...<br />
Ama şimdi değil! </p>
<p>Şimdi Su-Su-Yorum! </p>
<p>Çünkü sükûtu öğrenmeni istiyorum...
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Gül , Bülbül ve Lale... (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9710#post-149476</link>
			<pubDate>Mon, 25 Feb 2008 23:45:55 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">149476@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Ask oyle bir tecelli eder ki ; Bazen gul bulbule , bazen de bulbul Gul'e dert yanar. Hem oyle bir dert yanar ki ; vuslatin umudunda Gul'un bulbule nazaran nakis , bulbulun de gule nazaran nakis kalmasi cihetinderdir.Hayat bazen oyle bir tecelli eder ki ; gunes Gul'un uzerine aksettigi vakit , Gul'de istenmeyen haller tecelli eder ve Gul bulbulun rahatsiz olmamasi icin kendi varligini sadece bir vakit setr eder.. Bulbulu uzmek istemez.. ve Gul kendine geldigi an , ozundeki bulbulu ile en sevdik Bulbule zahir olur.. Iste o an bulbul Gul'un yanina gelir de ; ''Ey cangulum , sen kokulu yarim , varligim , yoklugum , en sevdigim.. senin yoklugunda laleye meyl ettim , onunla bir unsiyet , yakinlik peydah ettim , onu sevdim, ona zayif kaldim , o lale senin yoklugunda bana ilac oldu , beni yonlendirdi ve kendime geldim derse'' , O GUL boynunu bukup solmaz mi ? hem nasil solar..</p>
<p>Ey can bulbulum , ey senyarim , esasinda gul bilir ki ; lale butun variyetini , guzelligini , rengini ve kokusunu gulden (kendinden) almistir.<br />
Ve Lale esasinda gulun yoklugunda bulbule gulden haber vermektedir. Ama bulbul bu halden bihaber kaldi ise , Gul'un karisina gecerek ; ben lale ile hasbihal ederken aslinda hep sen vardin kalbimde.. hep seni ona anlatir ve hep laleden seni dinlerdim DEMEDI ise ve Gul'e laleyi ovdu ise bulbul O gul'un hali nice olur ?</p>
<p>Eğer Çekemezsen Gülün Nazını </p>
<p>Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit, </p>
<p>Sahrada mecnun değilsen, </p>
<p>Ne Leyla'yı çağır, ne çölü incit...
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Efendim Sultanım HUU"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9527#post-145713</link>
			<pubDate>Thu, 21 Feb 2008 17:23:03 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">145713@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Tasavvuf (tarikat) sekiz haslet üzerine kurulmuştur.<br />
1- Cömertlik<br />
2- Rıza<br />
3- Sabır<br />
4- İşaret<br />
5- Gurbet<br />
6- Yün elbise giymek<br />
7- Seyahat<br />
8- Fakirlik</p>
<p>Cömertlik İbrahim(a.s)'ın, Rıza İshak(a.s.)'ın, Sabır Eyyüp(a.s.)'ın, İşaret Zekeriyya(a.s.)'ın, Gurbet Yusuf(a.s.)'ın, Yün giymek Yahya(a.s.)'ın, Seyahat İsa (a.s.)'ın, Fakirlik de Efendimiz ve Şefaatçimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Hz.leri' nin hasletleridir.</p>
<p>Ebedi Selamlar...
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Ne varsa içindedir senin (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9489#post-144598</link>
			<pubDate>Wed, 20 Feb 2008 20:15:56 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">144598@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>“KURU AĞAÇ, BAHÇIVANA, ‘EY YİĞİT, HİÇBİR SUÇUM YOKKEN NE DİYE BAŞIMI KESİYORSUN?’ DER. BAHÇIVANSA, ‘SUS A ÇİRKİN HUYLU’ DER; ‘KURULUĞUN SUÇ OLARAK YETMİYOR MU SANA!” (HZ. MEVLANA-MESNEVİ)<br />
Çocukluktan başlayarak kalp, ruh ve beyin topraklarımıza sayısız duygu, düşünce ve latife tohumları ekilir. Tohumun karakteri ve kalitesi neyse elde edilecekler de o kadardır. İşi baştan ciddi tutmak gerekir. Bir dünya toprağına tohum ekerken ne kadar hassas davranırız; toprağın sürülmesi, ıslah edilmesi, tohum seçimi, gübreleme, sulama, sonraki aşamalarda itinalı bakım… Kişilik toprağımız, dünya toprağından daha hassas bir bakıma muhtaçtır. Dünya toprağına kök salmış bir dikeni, zakkumu, ayrık otunu kökünden söküp ondan kurtulmak kolaydır; ama kişilik toprağında uç vermiş duygular, düşünceler kolay kolay sökülüp atılamaz. </p>
<p>Sana, kuru ağaçtan beter kötü duyguların için ayıplama gelirse, yerinde bil ve ayıplayanlara teşekkür et. Bu duygularını budamanın en önemli gerekçesi bunların “kötü” olmasıdır. Ayıplama sana değil, sendeki kötü duygularadır. </p>
<p>Ama nedense her ikazda gururun, “Bu bana nasıl yapılabilir?” Bahanesiyle ayaklanmıştır. Haksız olduğunu ne kadar erken öğrensen o kadar iyi olur. Şikâyet edip başkalarını suçlayacağına kökü kuruyası kötü duygularını bir an önce yok et de yerine gönüllere huzur verecek güzel huylar edin. Altın madenini nerede görseler hemen alır işler ve en seçkin süs eşyası yaparlar. Sonra da kulağa, boyuna, kola, parmağa takarlar ki bu eşsiz güzelliği herkes görsün. </p>
<p>Paslı demiri kim ne yapsın! Paslı demir, onu fırlatıp atan adama: “Beni neden atıyorsun?” diye şikâyet edebilir mi? Şunu derler paslı demire: “Sus ey suratsız, değersizliğin, paslı oluşun atılman için yetmiyor mu? Altın gibi değerli ol, par par parla, seni başlara taç yapalım.” </p>
<p>Tez davran da duygularını, düşüncelerini el üstünde tutulan madenler gibi kıymetlendir, parlat, ki onları fırlatıp atacak bir bahane kalmasın!
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Müslüman’ın Andı (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9485#post-144543</link>
			<pubDate>Wed, 20 Feb 2008 19:47:07 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">144543@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Müslüman’ın Andı </p>
<p>"Kul inne salati ve nüsuki ve mehyaye ve memati lillahi rabbil alemin!<br />
La şerike leh! Ve bi zalike umirtu ve ene evvelül müslimin!"<br />
Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in (s.a.v) namazına başladığında,<br />
iftitah tekbirinden hemen sonra yani Fatiha'dan önce En'am Suresi'nin 79. veya 162. ayetlerini okuduğunu öğrendiğimde bu ayetlerin içeriklerini merak etmiştim.<br />
Resulullah'ın iki girizgah seçimi de süperdi.<br />
Ben En'am 162-163'ü daha bir benimsedim.<br />
Sonra öğrendim ve anladım ki aslında En'am Suresi 162 ve 163. ayetler,<br />
Müslüman'ın Andı'ydı!...<br />
Şimdi hemen her salat'ımda okuyorum ve bazen okurken bir başka oluyorum…<br />
"İnne " derken kararlılığı hatırlamak…<br />
Adanılması istenenleri durarak ve tek tek düşünerek okumak…<br />
"Lillahi rabbil alemin" derken rahatlamak ve huzur bulmak…<br />
" La Şerike leh" derken bazen kafayı iki yana sallamak…<br />
Veya "Ve ene evvelül müslimin" derken sorumluluğu yüklendiğini fark etmek…<br />
Bunlar harikulade hisler ve ben bunları kardeşlerimle paylaşmak istedim...<br />
Kul inne …:<br />
Şunu de ve deklare et, hatta haykır ve ilan et ki:<br />
İstisnasız her ama her zaman!!!<br />
İyi veya kötü… Gördüğüm her günde!<br />
Zor veya kolay…Kaldığım her durumda!<br />
Muktedir veya mazlum… Yaşadığım her zamanda!<br />
Geniş veya dar… Olduğum her mekanda!<br />
…<br />
… Salati …<br />
Salat'ım<br />
Yani Namazım<br />
Yani, tüm işleri omzumun ve tüm sesleri kulağımın arkasına attığım iftitah tekbirim!<br />
"Sen çağırdın ben geldim Rabbim" dercesine bağladığım ellerim!<br />
Toplumsal kıyamların habercisi bellediğim şahsi kıyamım!<br />
"Ancak, Subhane Rabbiyel Azim diyen<br />
yani Azim olan Rabbi Tenzih eden dünya yükünü kaldırabilir" diyerek gittiğim rüku'm!<br />
Kulluğumun sultanlığa, imanımın isbata kavuştuğu secde'm!<br />
Müslüman meltemler de fasık fırtınalar da esse koruduğum dik duruşum!<br />
Tek Komutan'ıma verdiğim kulluk tekmilim ve esas duruşum!<br />
Boynumu eğmeye çalışan egemen elitlere rağmen bozmadığım klas duruşum!<br />
Salat'ım...<br />
Yani En etkili tebliğ söylemim!<br />
En büyük tevhid eylemim!<br />
…<br />
… Ve Nüsuki …<br />
Yani Nüsuk'um<br />
Sonsuz Uluhiyet'e sınırlı ve sorumlu ubudiyetimle mukabelemin isbatı …<br />
Elimin vicdanımda, vicdanımın Yaratıcısı'nın hizmetinde olduğunun izharı...<br />
Rızasının uğrunda mücahedemin hedefi ve amacı…<br />
Hayatsal mücadelemin tamamı…<br />
Yani, Kafam, kalbim, elim ve dilimle ürettiğim her çabam…<br />
"Desinler" diye gitmediğim her haccım…<br />
Kilosunu ve kavurmasını değil<br />
Allah'a yaklaştırmasını hesap ederek kestiğim her kurbanım…<br />
Dirilircesine kıldığım her namazım…<br />
Ölürcesine tuttuğum her orucum…<br />
Dirilirkenki sükutum ve direnirkenki<br />
çığlıklarım…<br />
…<br />
… Ve mehyaye …<br />
Yani hayat'ım…<br />
Daha hiçbir şey yokken sevip seçip yoktan var edip verdiği,<br />
O halde sevgiyle ve sorumluluk bilinciyle O'na adanılası hayat'ım…<br />
Dağların dahi yüklenemediği emaneti, yani aklı ve iradeyi kullanıp,<br />
Emanet'in Sahibi'nin dediği gibi yaşayarak imtihanın başarılmasına vesile olası hayat'ım…<br />
Cem olunamayan cumalarda, deşarj vesilesi kandillerde, resmi<br />
daireleşmiş camilerde veya kamusal mesaiden yorgun gecelerde<br />
değil, 7/24 tüm zamanlarımın tamamında,<br />
Kainat'ın Kutlu ve Kusursuz Kullanım Kılavuzu Kur'an rehberliğinde ve<br />
Başöğretmen Hazreti Muhammed önderliğinde dizayn edilesi hayat'ım…<br />
Olmadan önce geldiği ve ölümden sonra gideceği mekana yakışan yerlerde geçirilesi hayat'ım…<br />
Senaryosunu, külli takdiriyle Rahman Allah'ın yazdığı kaderin bir sahnesi olan bu dünyada cüz'i figürasyonun da İlahi Yönetmen'in emrettiği şekilde oynanası hayat'ım…<br />
Beslenme-Boşaltım-Üretim şeytan üçgeninde haz ve hız tüketilesi değil, "Ümm-et: Anne gibi üretken topluluk" olmanın gereğince hayır ve helal üretilesi hayat'ım…<br />
Devletin, insanları yönetme sanatı ve dinin de bu sanatın icra<br />
kılavuzu olduğunu anlamış yani laiklikten yüz çevirmiş bir kafayla, ve bırakıp giden sevgilileri, batan güneşleri, kahreden tutkuları, sarmaşık aşıkları beğenmeyip ancak Rabbini zikrettiğinde huzur bulduğunu farketmiş bir kalp ile yaşadığım hayat'ım...<br />
… Ve memati …<br />
Yani Ölümüm…<br />
Yani ölüm nedenim…<br />
Sevgiliye vuslatım…<br />
Asli mekanıma dönüşüm…<br />
Vefa-t'ım yani… Verene son vefa eylemim …<br />
Hayattayken "İnna lillahi ve inna ileyhi raciun" diyerek, O'ndan geldiğimin ve O'na döneceğimin bilinciyle beklediğim son nefesim...<br />
Bitiş sandığım başlangıcım…<br />
Son sandığım ilkim…<br />
Hayatımın nerede ve nasıl geçtiğine şahitlik edecek o kritik an, yani şehadetim…<br />
Hak veya batıl; muhakkak benim tercihim olan bir su yolunda<br />
kırılacak testim…<br />
Emaneti teslim vaktim ve sebebim…<br />
…<br />
… Lillahi Rabbil Alemin …<br />
Alemlerin Rabbi Allah'adır…<br />
İşte tüm bunlar, yani salat'im, nüsuk'um, hayat'ım ve ölüm'üm<br />
yalnız benim ve burasının değil, tüm varlıkların, her yerin ve her<br />
zamanın, Kainat'ın Efendisi, Yaratıcısı ve Terbiye Edicisi Allah'a ait'tir ve O'nun içindir!…<br />
Bunlar yani aslında her şeyim, ancak, "ama"sız, aracısız, istisnasız yalnız<br />
Alemler'in Rabbi olan Allah'a yönelik ve O'na Hediye'dir…<br />
…<br />
La Şerike leh!...<br />
Kişinin namazında, duasında, yönelişinde, boyun eğmesinde ve kulluğunda, esas duruşunda ve her durumunda, yardım arayışında, yakınlaşmak için gösterdiği tüm çabasında ve tavrında, dizayn ettiği hayatında ve uğrunda ölmek istediği aşk veya amaçta, istisna olmaksızın, aracı edinmeksizin, menfaat gütmeksizin, gösteriş için değil samimiyetle ve sadece Alemlerin Rabbi Allah'a yönelmesi gerekliliği konusunda kesinlikle Allah'ın ortağı yoktur!<br />
Tek egemen ve tek eğitmen Alemlerin Rabbi olan Allah'tır…<br />
…<br />
… Ve bi zalike umirtu!<br />
Bana böyle emrolundu…<br />
Yani ben bu andı keyfimden içmiyorum!<br />
Allah'a adanmamış yani İslam'a alternatif olmuş nice hayatın varlığını bildiren vefakat yüz çevirmemi emreden O Allah'tır!<br />
Bunun böyle olması gerektiğini, mantık kurgularım, üstün gelme<br />
ihtirasım, menfaat hesaplarım veya ukalalığımdan dolayı değil<br />
Alemlerin Rabbi olan Allah'ın emretmesiyle öğreniyorum.<br />
…<br />
… ve ene evvelül müslimin!<br />
Yani ben Müslümanların ilkiyim…<br />
Allah'ın insanı yaratırken programladığı kodlara,<br />
yani İlahi Ahlak ve Ahkam'a sadık hayat biçimi edinilmesi konusunda<br />
Allah'ın bu emrine teslim olanların evveli yani öncüsü ve örneği<br />
olmak azmindeyim.<br />
Yani ben bu andı öyle sahiplenir ve yaşarım ki,<br />
Yeryüzü'nde benden başka bir kişi bile bu teslimiyeti gösteremeyecek durumda kalsa dahi "Müslüman'ın Prototipi"ni temsil edebilmenin motivasyonu ve konsantrasyonuna sahibim.<br />
Dünyanın huzurunu ve kainatın onurunu kurtarmak için bu and ve icabı gerekli.<br />
Ben de İnsan ve Müslüman olmam itibariyle bu andın muhatabı,<br />
sahibi, savunucusu ve bekçisiyim.</p>
<p>Fatih Tezcan
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Gidenlerde bir ırmaktı, burdan da akıp gittiler. (turkan)"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9396#post-143151</link>
			<pubDate>Tue, 19 Feb 2008 18:59:40 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">143151@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Bir ırmak, çok uzak dağlardaki kaynağından çıkıp çeşitli kırları ve vadileri dolaşarak sonunda çölün kumlarına ulaştı.</p>
<p>Her kelime bir potansiyeldir ve her bir kelimenin ruhuna girmeniz gerekir.</p>
<p>Bir ırmak…</p>
<p>Irmak, yaşam için kullanılan bir mecazdır –sizin yaşamınız için, benim yaşamım için, herkesin yaşamı için. Bir tesadüf eseri buraya gelmediniz. Hep buradaydınız. Irmağınız, uzaklarda tamamıyla unuttuğunuz dağlardan, artık hakkında fikrinizin olmadığı bir kaynaktan hep akıyordu.</p>
<p>Çeşitli kırları ve vadileri dolaştınız. Her türlü deneyimi yaşadınız. Bir çok yerlerden geçtiniz Tüm çeşitlilikten, tüm olanaklardan geçtiniz –yaşam sizi bu şekilde zenginleştirdi.</p>
<p>Ama siz unutmaya devam ediyorsunuz. Günlük kaygıların bilincinizin büyük bir kısmını ele geçirdiği için hatırlamıyorsunuz. Aslında deneyimlerinizin büyük kısmını unutmanız gerekir, çünkü dikkatiniz çok kısıtlı. Eğer farkındalığınız artarsa daha fazla anımsayabilirsiniz.</p>
<p>Buraya bir anda gelmediniz, bir sürekliliğiniz var. Bilinç bir ırmaktır.</p>
<p>Her an bir şeyler değişiyor; beden bir akıştır, varlığınız bir akıştır. Birbirini takip eden iki dakika içinde bile aynı değilsiniz. Sabahın erken saatlerinde herkes şükran dolu ve masumdur. Gün ilerledikçe, ondan bundan etkilendilçe, itilip kakıldıkça masumiyetinizi kaybetmeye başlarsınız.</p>
<p>Sürekli değişiyorsunuz. Eğer aynı kalmaya çalışırsanız hüsran yaşarsınız, çünkü o zaman yaşamın doğasına karşı gelirsiniz. Mesaj akmaktır, bırakmak. Mesaj akıntıyla birlikte gitmektir: budur yaşam. Ve korkmayın, çünkü bu ırmak yüzyıllardır akıyor ve gelecekte de akmaya devam edecektedir.</p>
<p>Siz evrenin bir parçasısınız. Yok olmayacaksınız. Gözden kaybolsanız bile yok olmazsınız; öz yok olmaz.</p>
<p>Bir ırmak, çok uzak dağlardaki kaynağından çıkıp çeşitli kırları ve vadileri dolaşarak sonunda çölün kumlarına ulaştı.</p>
<p>Sonunda!</p>
<p>Her bilinç, Sufi’nin ‘çöl’ dediği cul-de sac (çıkmaz sokak) noktasına ulaşır. Çöl, yok olduğunuzu hissetmeye başladığınız noktadır. Çöl, tamamıyla ümitsiz, anlamsız hissettiğiniz andır –ne yapılması veya yapılmaması gerektiğini bilmediğiniz, olmanın ya da olmamanın fark etmediği andır. Her bilinç, bir gün çöl ile karşılaşır; çünkü çölü geçmeden oldunlaşamazsınız. Bu her ruhun eğitiminin bir parçasıdır. </p>
<p>Bu çok garip bir fenomendir –insan ihtiyacı olan her şeye sahip olduğu bir zamanda çöl ile karşılaşır. Refah toplumu çöl ile yüzleşir. Fakir toplım halen çölden uzaktır. Zenginlik çölü yaklaştırır, çünkü arzuladığını her şeye sahipsiniz demektir. Her zaman hayalini kurduğunuz şeylere sahipsiniz, artık hayalini kuracak bir şey yoktur; çöl gelmiştir. Aniden bir çeşit uykusuzluk hissedersiniz. Uyuyamazsınız, çöl her yerdedir.</p>
<p>Bu çölü nasıl aşmalı –anlamsızlık, hüsran ve saçmalık çölünü?</p>
<p>Irmak, diğer engelleri aştığı gibi bunu da aşmaya çalıştı…</p>
<p>Her zaman geçmişe göre düşünürüz. Herkes bu şekilde karşılık verir. Karşılığın anlamı budur. Karşılık ile tepki arasındaki fark budur. Tepkide olayı o kadar masum bir gözle görürsünüz ki geçmişe göre değerlendiremezsiniz. Duruma göre hareket eder, geçmişi düşünmezsiniz. Geçmişe göre düşünürseniz ve geçmişi şu ana taşırsanız gelişme fırsatını ortadan kaldırırsınız; eski paslanmış kalıplarınızla hareket etmeye devam edersiniz. </p>
<p>Diğer engelleri aştığı gibi…</p>
<p>Dağları, platoları, vadileri aştı ırmak... Yüksek dağlardan, bilinmeyen bir kaynaktan gelerek uzun yollar katetti; uzun bir hacdaydı. Sert kayaları aşmak için bir çok deneyim yaşadı; her seferinde de başardı. Ama tüm bu deneyimler şimdi onun için yeni bir engel oluşturacaktı!…</p>
<p>Irmak çölü de aşmayı denedi, ama gitgide suyunun yok olduğunu gördü…</p>
<p>Zeka, yeni bir şeyle karşılaşıldığında, eski bir şey denenmeyeceği gerçeğini bilmektir. Durum yeni ise, yeni olun! Yaratıcı olun! Geçmişi bırakın! Bırakın bilinciniz yeniye tepki versin. Yanlış yapmaktan korkmayın, çünkü yeni bir durumda bağışlanamayacak tek hata, eskiyi tekrarlamaktır. </p>
<p>Irmak bir şekilde bu çölü aşması gerektiğine inanmıştı, ama hiç bir yolu yoktu sanki.</p>
<p>Sufiler inancın dışarıdan değil, derinlerden geldiğine inanırlar. Örneğin herkes mutluluğu arar –işte bu inanmaktır. Doğaldır. Kimse size mutluluğu aramanızı söylemedi. Kimse size mutluluğun olası olduğunu söylemedi. Aslında bir çok filozof mutluluğun olası olmadığını söyler. Freud mutluluğun olası olmadığını söyler. Nietzche, mutluluğun imkansız olduğunu söyler –hiç olmadı ve hiç bir zaman da olmayacak. Ama kim takar Freud’u veya Nietzche’yi? İnsanlar aramaya devam ediyor. Freud ve Nietzche bile aramaya devam etmiş. Her biri felsefi anlarında mutluluğun olası olmadığını düşünüyordu. Ama bir psikoanalist değil de bir insan olduğu –bir baba, bir koca, bir sevgili, bir arkadaş—olduğu anlar da vardı. Böyle anlarda da mutluluk arayışı sürdü.</p>
<p>Sufiler kelimeleri kendilerine göre kullanırlar. Dili evirip çevirirler ve kendi görüşlerine uydururlar. Ve bence onlar ‘inanç’ kelimesini gerektiği gibi kullanıyorlar.</p>
<p>Bir şekilde inanmıştı…
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>DUACI burada "KELİME-İ TEVHİD-İN FAZİLETİNE DAİR..."</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/7620#post-117763</link>
			<pubDate>Tue, 15 Jan 2008 22:05:02 +0000</pubDate>
			<dc:creator>DUACI</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">117763@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>MUSA [a.s]ALLAH TEALAYA DEDİ Kİ:"YA RABBİ!BANA ÖYLE BİR ŞEY ÖĞRET Kİ,ONUNLA ZATI ECELLİ ALANI ZİKREDEYİM.<br />
  ALLAH TEALA:<br />
"YA MUSA !LÂİLEHE İLLALLAH DE"BUYURDU.<br />
 MUSA ALEYHİSSELAM:YA RABBİ BÜTÜN KULLARIN BUNU SÖYLÜYORLAR,BEN HUSUSİ BİR ŞEY SÖYLEMEK İSTİYORUM<br />
  ALLAH TEALA:YA MUSA !YEDİ KAT SEMALAR VE YEDİ KAT YERLER TERAZİNİN BİR KEFESİNE<br />
"LE İLEHE İLLALLAH "DİĞER KEFESİNE KONSA BUNUN SEVABI AĞIR GELİRDİ."BUYURDU.<br />
 "KELİME-İ TEVHİDİN BAŞINDAKİ LAM ELİFİ (DÖRT ELİF MİKTARI)UZATARAK (BİR DEFA )OKUYAN KİMSENİN DÖRT BİN BÜYÜK GÜNAHI AFFEDİLİR"
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Turkan burada "Dil seni gül bahçelerine de götürebilir; balçık deryalarına da sürükleyebilir."</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/9200#post-140116</link>
			<pubDate>Sat, 16 Feb 2008 21:14:39 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Turkan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">140116@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Kalp ve dil...<br />
Ya iyilik, güzellik fidanlığı; ya kötülük, bozgunculuk bataklığı.<br />
İnsan nasıl işletirse dil madenini, öyle süsler, donatır ömür ağacını.<br />
Ve nasıl besleyip donatırsa öyle ürünlerle donatır kalp toprağını.<br />
Dil ve kalp, ya kötülükler yuvası, kumkuması, ya iyilikler-güzellikler ovası.<br />
Hani, Lokman Hekim, bir çırağıyla ava çıkmıştı, uzun yoldan evine döneceği sırada bir kabile reisi bu meşhur hekimi misafir etmek istedi. </p>
<p>Lokman Hekim, nasıl beden dilinden anlıyorsa öyle de gönül ve ruh dilinden anlıyordu. Kırmadı kabile reisini. O gece misafir kaldılar. En semiz koyunlardan biri kesildi. Yemek için harekete geçildi. O sırada Lokman Hekim, çırağını imtihan etmek istedi: </p>
<p>- Getir bakayım bana koyunun en temiz iki organını. </p>
<p>Çırak gitti koyunun kalbini ve dilini getirdi. </p>
<p>Lokman: “Aferin!” dedi, tam isabet. Bir canlının en temiz iki organı kalbi ve dilidir.” </p>
<p>Yediler, içtiler, şükrettiler. Sabah olduğunda da her misafirin yaptığı gibi, yola revan oldular. </p>
<p>Ne var ki yol kısa değil, Lokman aslında ava çıkmış gibi görünüyor; ama bu av sıradan bir yiyecek bulma avı değil. Hekimlik yolunda yeni bitkiler, ilaçlar bulma yolculuğu… </p>
<p>Akşama yakın bir saatte bir başka kabile reisi de Lokman Hekim’e misafir olması için ısrar etti. </p>
<p>İmkân varsa, davete icabet etmeli. Lokman Hekim de öyle yaptı. Yine akşam ve daha semiz bir koyun kesildi. Bu seferki imtihan daha zorluydu. </p>
<p>Lokman, çırağına: “Haydi şimdi de koyunun en pis iki organını getir bana.” dedi. </p>
<p>Çırak gitti, bir süre sonra yine kalp ve dille dönüp geldi. </p>
<p>Uzattı kalp ve dili Lokman Hekim’e. İşte efendim, dedi, bir canlının en pis iki organı. </p>
<p>Lokman: “Aferin dedi, sen sadece görünen, duyulan bilgilerle değil; aynı zamanda marifetle de donatmışsın kendini. Gerçekten de kalp ve dil, bir canlının hem en temiz, hem de en pis organlarıdır.” </p>
<p>Dil ve kalp dedikodu, fitne kaynağı haline gelmişse hem sahibini yer bitirir, hem de çevresinde tahribatlara yol açar. Kısacası, şer için işlese, kötülükler, tahribatlar kaynağı olur. Ama aynı organlar hayır için işlese, güzellikler, iyilikler merkezi olur. </p>
<p>***<br />
Dilini bir binek bil.<br />
Seni gül bahçelerine de götürebilir.<br />
Balçık deryalarına da sürükleyebilir.<br />
Kalbini kirli, paslı ya da parlak bir ayna bil.<br />
Bütün güzelliklere karşı kör de kalabilir<br />
Güneşle parlayan, güneşi yansıtan bir talihe sahip de olabilir.
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>DUACI burada "GEÇİM DARLIĞINDAN....."</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/8761#post-132992</link>
			<pubDate>Sat, 09 Feb 2008 22:00:14 +0000</pubDate>
			<dc:creator>DUACI</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">132992@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>GEÇİM DARLIĞINDAN ŞİKAYET EDENLER İÇİN<br />
ALLAHU LATİFUN BİİBEDİHİ YERZUKU MEYYEŞEU VAHUVAL KAVİYYUL AZİZ<br />
AYETİ KERİMESİHER FARZ NAMAZLARDAN SONRA  100ER DEFA OKUNMAYA<br />
DEVAM EDİLİRSE RIZIK YAĞMUR GİBİ YAĞAR İNŞALLAH
</p>]]></description>
					</item>

	</channel>
</rss>
