<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="bbPress/1.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
		>
	<channel>
		<title>dua dostlugu &#187; Etiket: Umuduyla... - Son Konular</title>
		<link>http://mucize.net/forum/tags/umuduyla</link>
		<description>dualar</description>
		<language>tr-TR</language>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 07:06:32 +0000</pubDate>
		<generator>http://bbpress.org/?v=1.2</generator>
				<atom:link href="http://mucize.net/forum/rss/tags/umuduyla/topics" rel="self" type="application/rss+xml" />

		<item>
			<title>Lale burada "Nardan Nura Umuduyla..."</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/864#post-8375</link>
			<pubDate>Sun, 06 May 2007 01:02:12 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Lale</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">8375@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Bismihû.</p>
<p> Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla.</p>
<p> Öptüm kitapların üzerindeki Kitâb’ı, öptüm ve koydum alnıma.</p>
<p> İşte tam bu noktada bir yazıcının tadabileceği en müthiş korkulardan birini tadıyorum. Yazdıklarını yaşamak, yaşadıklarını yazmak, ilahi bir senaryoyla yaşatılıp yazdırılmak vesaire.. Tüm bu karmaşa eğer bir deli değilseniz ziyadesiyle ürkütebilir insanı. Hele hele yaşadığınız, yazdığınız bir masalsa.. İşte bu her şeyi çok daha “gerçekçi” ve “yaşanabilir” kılıyor. Iki melek ve alabildiğine aşk'tan müteşekkil bir masal bu, kim içine düşüp boğulmak istemez ki?! ...<br />
 Çünkü, O'nun anlattığı masaldım ben... Ve sanki her masalın en azından üzücü bir tarafı olmalıymış gibi, sanki her mutluluğun diyeti olmalıymış gibi; bitti! Aşk bitti... Aşk hiç biter mi?<br />
 Yıllardır hasta olsan da, yaşaman mucize olsa da, sevdiğinle aranda duvarlar ve camlar varken sevip sevilebilmene rağmen; yani en imkansızı mümkün kılarken aşk hiç biter mi? </p>
<p> "Önce söz vardı, hayat sonradan geldi.</p>
<p>Önce çile vardı ihsan arkadan geldi.</p>
<p>Önce iştiyak, arkadan sebat geldi.</p>
<p>Sözün yaratılışı Züleyha’nın yaradılışından evveldi. Âdam, ki ona bütün isimler öğretildi. Yûsuf’un kaderi Züleyha’ya tecelli. Züleyha’nın kaderi Yûsuf’a tecelli. Kuyu. Zindan. Kuyu. Zindan. Önce çile arkadan ihsan. Züleyha vazgeçti mi maşukundan?</p>
<p>Mülk gibi söz de, ne senin ne benim.</p>
<p>Cümle gibi aşk da ne senin ne benim.</p>
<p>Söz de,</p>
<p>aşk da,</p>
<p>ne benim ne senin.</p>
<p>Bir yaz sabahına doğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya,</p>
<p>ağustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,</p>
<p>mayıs gülü,</p>
<p>ışıklı nisan yağmuru</p>
<p>ne kadar Allah’tansa,</p>
<p>mülk gibi söz de ve aşk da</p>
<p>O’ndan.</p>
<p>“Sen” tahtına yazıcı kimi oturtsan da,</p>
<p>beşerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk gibi görünen,</p>
<p>hiçbir yol O’ndan özgeye çıkmıyor aslında, “gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor.</p>
<p>Değil mi ki her şey O’ndan,</p>
<p>gidecek yer yok O’ndan başka. Gelinen yer yok O’ndan başka.</p>
<p>İnsan o ki, O’ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icrabı, O’ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti icabı.</p>
<p>Işık ki tek kaynaktan dağılır, ışığı yakın olan aydınlık, uzakta kalan karanlıktır. Her şeyin O’ndan olması, ve ışığın tek kaynaktan dağılıyor olması O’ndan başkasının bilinme ve sevilme ihtimalini tümden yok eder.</p>
<p>Kimi zaman sevdiğimizin ne olduğunu bilmeden severiz. Ve insan henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda O’ndan başkasını sevdiğini zannedebilir :</p>
<p>Bir çiçeği, bir kuşu,</p>
<p>denizi, yağmuru,</p>
<p>gökyüzünü, yazıyı,</p>
<p>yazıyı yazanı, kalemi tutanı,</p>
<p>bir yaratılmışı hasılı.</p>
<p>Söz gelimi Leylâ Mecnun’u, Şirin Ferhâd’ı, Züleyha Yûsuf’u sevdiğini zannedebilir.</p>
<p>Oysa sevmek, en fazla, neyi sevdiğini fark etmek demektir ve seven biraz da neyi sevdiğini bilendir.</p>
<p>Çünkü ışığın kaynağı tektir ve kim aydınlığının kendinden menkul olduğunu iddia edebilir?</p>
<p>Her aşk O’na çıkar sonunda, O’ndan başkasını sevmek imkânsız gibidir. Seven neyi sevdiğini bilse de bu böyledir, bilmese de bu böyledir.</p>
<p>Bu yüzden değil mi ki kendini kaybetmek gibi görünen aşk, aslında kendini bilmek. İstese de insan O’ndan özgeyi sevme şansı yok. Şans sözcüğü yok lügatlerde bundan böyle. O’ndan özgeyi sevme ihtimali yok. Ve neyi sevdiğini bilenle bilmeyen arasındaki fark sadece bilmenin bilincinden ibaret.</p>
<p>Küçük bir biliş farkı.</p>
<p>Mülk gibi aşk da Allah’tan.</p>
<p>Ruhun da O, kalbin de O, aklın da O.</p>
<p>Tenin de O, canın da O, cismin de O.</p>
<p>Ve aradan perdeleri kaldırarak O’nu bilmek olarak tanımlanan şey, bu seyr ü sefer, sadece O’nu bilmeyi bilmenin sancısından ibaret.</p>
<p>Sevginin yanılgısı yok. Yanlış olan neyi sevdiğini bilmemek ve yolu yanlış çizmek. Hangi kaynaktan geldiğini suyun, hangi dağın üstünden döküldüğünü aydınlığın, bilmemek. Bilmemek yanlış kılar sevgiyi.</p>
<p>Züleyha ki Yûsuf’u sevdi. İbtida, neyi ve kimi sevdiğini bilmedi. Sonra aşkın kaynağını bildi, Yûsuf’u değil, Yûsuf’ta tecellâ eden nuru sevdiğini fark etti. Yûsuf da, ki rüyasında güneş, ay ve on bir yıldız ona secde etmişti, bir kuyuya atılmış ve kendisine zindanda rüya yorumu verilmişti, önce aşkın kaynağını bildi sonra nurun Züleyha sûretinde tecellâ ettiğini fark etti. Biri sûretten nura yükselirken diğeri nurun sûrette tecellâ ettiğini idrak etti.</p>
<p>İşte bütün hikâye: Kim düştü kuyuya, Yûsuf mu, Yakub mu, Züleyha mı? Zindan kimin kader, Yûsuf’un mu, Yakub’un mu, yoksa Züleyha’nın mı? Yûsuf, Yakub ve Züleyha yok aslında. Hepsi bir, hepsi O bir, hepsi tek bir." diyen kitabın hakkı için aşk hiç biter mi? Kitapların üzerindeki Kitab'ında Yusuf ile Züleyha hikayesine "kıssa-i hasene/ en güzel hikaye" diyen Yaradan'ın hakkı için aşk hiç biter mi? </p>
<p> Bildim ve iman ettim herşeyin O'ndan olduğuna. .”Muhtaçlık cübbesini” giy, ”tevazu kanatlarını” ser, ”yakarış mücevherlerini” takın, ”alçağa akan sular gibi ol, pay-i hub’a düş.”<br />
 “Bela gökten yağmur gibi yağarsa/ Başını ona tutmakmış “aşk, ”Kağıttan gemilerle ateş denizlerini geçmekmiş aşk." Eskiler, bilenler, söylemişler, duyunca tanıyoruz “aslında” diyoruz “biliyordum”… Duymuştuk,tanıyoruz. Ateşte, suda, günde, gecede hep o fısıltı: ”Pay-i huba düş”…<br />
  AŞK…hareketsiz sükun,sükunetsiz hareket. Aşk, lafa söze sığmayan hareket. Aşk, dibi görünmeyen bir derya. Yusuf’un güzelliğine tutulan Züleyha. Kimi zaman Ferhad, kimi zaman Şirin, kimi zaman da Mecnun ile Leyla… Ve şuanda ençok da Suzidilara!<br />
 Her duyduğunuzda içimizi burkan, ciğerimizi sızlatan o hikayelerdeki gibiyim işte. Gurbet elde kalmışların, ne gün görüp ne de murad almışların anlatıldığı türküler gibiyim işte... Tüm kapıların kapandığı yerdeyim. </p>
<p> Lütfen sizler açın gönül kapılarınızı, dua kapılarınızı, amin kapılarınızı. Umulurki açılan gönüllerinizin, ellerinizin ve dualarınızın hakkı için Kerim Allah kurtarır beni de bu dertten.<br />
 Selamın Aleyküm.<br />
 Lale
</p>]]></description>
					</item>

	</channel>
</rss>
