<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="bbPress/1.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
		>
	<channel>
		<title>dua dostlugu &#187; Konu: YAKİN MERTEBESİ</title>
		<link>http://mucize.net/forum/topic/8011</link>
		<description>dualar</description>
		<language>tr-TR</language>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2026 12:19:17 +0000</pubDate>
		<generator>http://bbpress.org/?v=1.2</generator>
				<atom:link href="http://mucize.net/forum/rss/topic/8011" rel="self" type="application/rss+xml" />

		<item>
			<title>ZEYNEP burada "YAKİN MERTEBESİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/8011#post-123204</link>
			<pubDate>Sun, 27 Jan 2008 00:15:49 +0000</pubDate>
			<dc:creator>ZEYNEP</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">123204@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Rabbim bizleri aldananlardan eyleme.<br />
Bizleri yakınlğına kabul buyur.<br />
amin</p>
<p>Allah razı olsun...
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Cihan burada "YAKİN MERTEBESİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/8011#post-123157</link>
			<pubDate>Sat, 26 Jan 2008 23:05:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Cihan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">123157@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Allah'ım<br />
sana sığınırım<br />
senin cemalinin nuruna sığınırım<br />
bütün karanlıkları aydınlatan nura sığınırım<br />
Allah'ım<br />
sığınmamı kabul eyle<br />
amin amin amin...
</p>]]></description>
					</item>
		<item>
			<title>Dilara burada "YAKİN MERTEBESİ"</title>
			<link>http://mucize.net/forum/topic/8011#post-123136</link>
			<pubDate>Sat, 26 Jan 2008 22:24:06 +0000</pubDate>
			<dc:creator>Dilara</dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">123136@http://mucize.net/forum/</guid>
			<description><![CDATA[<p>Yakîn Mertebesi</p>
<p>Allah-u Teala Teâlâ buyuruyor:</p>
<p>“İşte o muttakiler sana inzâl olunana ve senden evvel inzâl olunanlara iman ederler. Ahirete yakinen iman edenler de işte onlardır.” (Bakara sûresi, 4)</p>
<p>Şerîatin zâhirini bilmek ilme’l-yakîn, bildiğini hâlisâne ve ihlâs üzere yaşamak ayne’l-yakîn, müşâhedeye ermek de hakka’l-yakîn mertebesidir.</p>
<p>Bu derece ve mertebeler ancak mücâhede ile hâsıl olur. Her zaman abdestli bulunmak, az yemek, semâvat ve arzın Allah-u Teala tarafından idâresi hakkında tefekkür, lüzumsuz şeylerle meşguliyetten kaçınmak, farzları sünnetleriyle beraber edâ, Hak’tan gayrilerden, yani mâsivâdan tecerrüd, Allah-u Teala’a vâsıl olmaktan başka her türlü arzuyu terk, az uyumak, Allah-u Teala’a arz-ı ubûdiyyet etmek, haramdan kaçınmak, helâl yemek, sözünde ve işinde doğru olmak, kalbiyle murakabeye her an devam etmek gibi mücâhedelere devam etmek ki bunlar ıyân ve müşâhedenin anahtarlarıdır.</p>
<p>On zümre vardır ki bunlar aldanmışlardır.</p>
<p>1. Hâlık’ının Allah-u Teala olduğunu bilip de O’na kulluk etmeyen,</p>
<p>2. Râzık’ının Allah-u Teala olduğunu bilip de huzûr ve itminan içinde bulunmayan,</p>
<p>3. Dünyânın zâil olduğunu bildiği halde ona î’timad eden, yani her türlü işinde onu esas kabul eden,</p>
<p>4. Vârislerinin, kendinin düşmanı olduklarını bildiği halde onlar için mal biriktiren,</p>
<p>5. Ölümün bir gün muhakkak geleceğini bildiği halde ona hazırlanmayan,</p>
<p>6. Kabrin menzili olduğunu bilip de orası için tedârikli bulunmayan,</p>
<p>7. Kendisini hesaba çekecek olanın Allah-u Teala olduğunu ve O’nu aldatmanın imkânı bulunmadığını bildiği halde sahîh bir hüccete dayanmayan,</p>
<p>8. Cennete ulaşmak için sıratdan geçileceğini bildiği halde oradan düşmekten korkmayan,</p>
<p>9. Ateşin fâcirlere me’vâ (yuva) olduğunu bildiği halde ondan ürpermeyen,</p>
<p>10. Cennetin ebrarın yurdu olduğunu bildiği halde oraya girmek için amel etmeyen, kimseler aldanmıştır.</p>
<p>Zü’n-Nûn-i Mısrî –kuddise sirruh- demiştir ki:</p>
<p>– Yakîne eren tûl-i emeli terk eder. Tûl-i emeli terk eden zühde, zühd hikmete, hikmet de her işin sonucunu düşünmeğe götürür ki âhiret imanı bu iman ve tefekkürün kemal hâlidir.</p>
<p>Ebû Türâb en-Nahşebî anlatıyor: Çölde azıksız sefer eden bir delikanlı gördüm. Kendi kendime dedim ki: “Eğer bunun yanında “yakîn azığı” yoksa muhakkak helak olur. Kendisine:</p>
<p>Ey delikanlı! Böyle yerlerde azıksız mı gezersin?” dediğimde cevaben:</p>
<p>“–Ya Şeyh! Kaldır başını! Allah-u Teala’tan gayri bir şey görüyor musun?” dedi. Ben de:</p>
<p>“–Sen bu mertebeye erdikten sonra istediğin yerde istediğin şekilde gez!” dedim.</p>
<p>Ârifler demişlerdir ki: Vücud hicâbında kalmanın zilletinden kurtulan, uhrevi işlerde yakîne ermenin izzetini tadar. Gözlerinden hicâb kalkıncaya kadar iman eder, hicâb kalktıktan sonra yakîne erer. Bu mânâda Hazret-i Ali –kerramallahu vecheh- “Perdeler açılmış bile olsa yakinim artmaz, zira ben devamlı yakin içindeyim” demiştir. Çünkü vücud hicabından kurtulanı, uhrevi işleri müşahededen dünyanın cismâni hicabları perdeleyemez. Hicabların açılmasıyla iman mertebesinden iykan mertebesine ererler. Bunlar gerek dünyada gerekse ahirette, dünya işlerinde ahireti, ahiret işlerinde dünyayı iç içe ve yakinen müşahede ederler. Ahireti dünyadan ayrı ve uzak görmedikleri için ahirete iman mertebesinden iykan mertebesine yükselirler. Allah-u Teala Teala bu hususta şöyle buyurmaktadır:</p>
<p>“Şimdi senden perdeni kaldırdık. Artık bu gün gözün çok keskindir.” (Kaf sûresi, 22)</p>
<p>“İşte bunlar, yani Kur’ân hidayetiyle hidâyete erip gaybe iman edenler, namazı dosdoğru kılanlar, kendilerinin merzuk kılındıkları şeylerden infak edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederek ahirete yakin hasıl edenler rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler. İşte bunlar, felâha erenlerin tâ kendileridirler.”</p>
<p>Felâh üç mertebedir:</p>
<p>Birincisi: Nefse karşı muzaffer olmak. Hevasına ve dünyaya tâbi olmaktan kurtulmak, âlâyişine aldanmamak.</p>
<p>İkincisi: Küfürden, dalâletten, bid’at ve cehâletten, nefse aldanmaktan, şeytanın vesvesesinden, imanın zevâlinden, emniyyeti zâyî etmekten, kabrin ve haşrin korkularından, sırattan ayağı kayıp düşmekten, cehennem azâbına dûçar olmaktan kurtulmak.</p>
<p>Üçüncüsü: Ebedi mülkde, sermedi ni’mitlerde, zevâli ve intikali olmayan âlemde, hüznü olmayan sürurda, ihtiyarlığı olmayan zindelik ve gençlikte, zorluğu olmayan rahatlıkta, illeti olmayan sıhhatte, hesabı olmayan ni’mete nâiliyette, hicabı olmayan bir mülâkatta bekaya ermektir. Cemalûllaha kavuşmaktır.
</p>]]></description>
					</item>

	</channel>
</rss>
