Sitemizin akıbeti nereye?

Yazan

içinde

Forumlar › Forumlar › Forum hakkında › Sitemizin akıbeti nereye?

  • Bu konu boş.
15 yazı görüntüleniyor – 1 ile 15 arası (toplam 23)
  • Yazar
    Yazılar
  • #8142
    Anonim
    Ziyaretçi

    Dostlar son günlerde bazı hususlarda hoş olmayan mesajlarla karşılaşıyoruz.

    1- Aşk mağduriyetlerinin detaylı paylaşımına özellikle dikkat etmemiz lazım sonuçta herkesin okuyabildiği bir ortamda paylaşım sınırlarına riayet etmemiz gerekmekte.Akıl hocalığı gibi bir misyonumuz olmadığı gibi burda önerilecek her şeyin doğrulunu garanti edemeyiz.Aşk mağduriyeti olan bir kardeşimizi dışlama veyahut hakir görme gibi bir durumdan ziyade yanan kalbin Rabb'e yönelmesini ve onun dosdoğru yolunda sabit kalmasını dileriz.

    2- Tılsımlı , kesin sonuç verecek dualar gibi yaklaşımlar hoş olmayıp.Her duruma bir dua önerme gibi bir amacımızda bulunmamaktadır.Tesiri güvelinir kaynaklarda paylaşılmış duaları ise yine yalnız Rabb'e ümit bağlayarak edilmesini tavsiye ediyoruz.Elimizde bir anahtar olabilir fakat bu anahtara tesir verecek şüphesiz Rabbimizdir.

    Rabbin sınırlarını aşanlardan olmayız inşallah. Amacımız Rabb'e yönelişe vesile olmak bunuda hakkıyla yapabilenlerden oluruz inşallah.

    Eger ki huzurlu ve faydalı bir sitenin daim olmasını hepimiz istiyor isek hep beraber yalnız hayr'a yönelirsek Rabbim bu çabayı boşa çıkarmaz düşüncesindeyiz.

    #245373
    Mucize-net
    Katılımcı

    Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : "Müslümanın müslüman üzerindeki hakları altıdır :

    Ona rastladığın vakit kendisine selam ver.

    Seni çağırır, davet ederse icabet et.

    Senden nasihat isterse nasihat eyle.

    Aksırır da ALLAH'a hamd ederse teşmit et. (ALLAH sana merhamet etsin de.)

    Hastalanırsa kendisini dolaş.

    Ölürse (cenazesinin) arkasından git." buyurdu.

    (Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan; Müslim; ; Askalânî, Bûlüğü'l-Merâm 1466/1235)

    Bazen akıl danışan kardeşlerimiz oluyor bu hadisi paylaşmak istedim nasihat etme ile mükellefiz ben kendi şahsım adına bilgim olmadığı bir hususta sukut eylemeyi yeğlerim.Burda hayat tecrübesi ve ilmi çok üstün dostlarımız var inşaallah onlardan fayda sağlıyanlarda oluruz.

    Bana öyle güzel şeyler katan dostlarım var ki onlardan Rabbim her iki cihandada razı olup cemaliyle şereflendirsin.

    #245377
    guleysa
    Katılımcı

    ALLAH RAZI OLSUN YASİNKARDES.. DİLERİM TÜM BEŞERİ AŞKLARIN YERİNİ GERÇEK OLAN ALLAH AŞKI ALIR…

    #245380
    Kagan
    Katılımcı

    ALLAH RAZI OLSUN. GÜZEL VE BİR O KADAR DA İSABETLİ AÇIKLAMA.

    SELAM VE DUALARIMLA…

    #245382
    FETTAN
    Katılımcı

    ALLAH RAZI OLSUN…ALLAH HERKESE ALLAH AŞKI İLE TUTUŞMAYI NASİP ETSİN…

    #245386
    selenes
    Katılımcı

    Merhaba,

    çok güzel olmuş elinize saglık. çok uzun ama bir o kadar muhteşem bir yazıyı paylaşmak istedim. konuyla alakalı oldugu için.

    BÜTÜN AŞIKLARA İTHAF OLUNUR…

    Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey

    >bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı

    >anlatıyordu onun halini:

    >

    >- Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi

    >gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor,

    >son bir çare diye geldik size. Halbuki “sen bir garip çobansın, o padişahın

    >kızı, davul bile dengi dengine” dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde

    >aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim…

    >

    >İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir

    >zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara

    >dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı

    >süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren

    >delikanlıya çevirip tebessüm etti.

    >

    >- Kolay evlat kolay, dedi, çaresizseniz çare sizsiniz. Ve tane tane

    >anlatmaya başladı.

    >

    >İki genç çobanın, çökmek üzere olan bu dağ kulübesinde dertlerine derman

    >aradıkları ihtiyar adam, aslında padişahın bütün dertlerini paylaştığı, her

    >meselesini danıştığı bir bilge idi. Yıllar önce padişah kendisini tanıyıp

    >sevdiğinde bir tek şey istemişti ondan; burada yaşamaya devam edecekti ve

    >kimsecikler bilmeyecekti kim olduğunu. O günden beri de bu kulübede

    >yaşıyor, gelen geçene ikram edip, gül alıp gül satıyordu. Padişahın kızının

    >aşkıyla eriyip muma dönen genç çoban ve yanındaki kadim dostu nereden

    >bilsindi bu garip ihtiyarın padişahın gönlüne sultan olduğunu.

    >

    >Aşık genç, ihtiyar adamın anlattıklarını dinledikten sonra, her şeyin

    >bittiği anda başlayan son ümide sımsıkı sarılanların o saf ve tertemiz

    >teslimiyetiyle:

    >

    >- Sahiden bu kadar kolay mı efendim, dedi, yani o mağarada elimde tesbih ,

    >kırk gün Allah dersem sevdiğime kavuşabilir miyim, onunla evlenebilir

    >miyim?

    >

    >- Evet , dedi bilge, kırk gün o mağarada gece gündüz Allah diyeceksin, kırk

    >gün sonra padişahın kızı senindir.

    >

    >İki dost hemen yola çıktılar, aşık çobanın yüzüne kan, dizlerine derman,

    >yüreğine yeniden can gelmişti. Arkadaşına sarılıp, elinde tespih, gönlünde

    >aşk, yüzünde ümit çiçeklerinden örülme bir tebessüm, mağaranın yolunu

    >tuttu. Gelir gelmez hiç vakit kaybetmeden diz çöktü, dualar etti, gözlerini

    >kapattı, kalbini padişahın kızına bağladı, eline tesbihini aldı ve

    >dudakları kıpırdamaya başladı: Allah, Allah, Allah…

    >

    >Günler günleri padişahın kızının hayaliyle tespih taneleri gibi

    >kovalayadursun, mağaranın yakınındaki köyleri bir söylenti çoktan sarmıştı.

    >Herkes birbirine karşı dağdaki mağarada gece gündüz Allah diyen gençten

    >bahsediyordu. Cami çıkışında ihtiyarlar, çe ş me başında kadınlar, tarlada

    >işçiler, top oynarken çocuklar, herkes onu konuşuyordu:

    >

    >- Şu karşı mağarada bir genç varmış, kendini Allah a adamış, gece gündüz

    >durmadan Allah diyormuş, Allah Allah …”

    >

    >Aşık dostunun ne halde olduğunu merak eden genç çoban, mağaraya geldiğinde

    >üç hafta geride kalmıştı bile. Bizimkinin gözleri kapalıydı, dudaklarının

    >da kıpırdamadığını görünce, uyuyakaldı herhalde diye düşündü. Tespih

    >tanelerinin parmaklarının arasında dolaşmaya devam ettiğini görünce de, bu

    >nasıl uyku diye sordu kendine. Bu sırada gözlerini açan genç adam ,

    >karşısında arkadaşını görünce, günlerdir yalnızlığıyla paylaştıklarını

    >birbiri ardınca anlatmaya başladı: Kırk günün yarıdan fazlası geçmişti, o

    >durmadan Allah diyordu, ama ne padişahın kızı vardı, ne bir haber, ne bir

    >ümit kırıntısı… Acaba, diyecek oluyor, yutkunuyor, hayır diyor, tespihine

    >bakıyor, bir kalp gibi atan sağ el işaret parmağını sabitlemeye çalışıyor,

    >avuçlarını sıkıyor, gözleri doluyordu. Vedalaştılar. Ay ışığında dostunun

    >gözlerine yayılan başkalık dikkatini çekmişti genç çobanın.

    >

    >Aşık çoban yeniden eline tesbihini aldı, gözlerini kapattı, boynunu neye

    >bağlayacağını bilemediği kalbine doğru büktü, dudakları kıpırdamıyordu

    >artık, sustu gece, mağaranın duvarları sustu, tükendi her şey, hiç tükendi,

    >an bitti, sadece bir söz kaldı: Allah…

    >

    >Kırk günün dolmasına üç-beş gün kala, mağaradaki dervişin namı bütün ülkeyi

    >sarmış, nihayet sarayın koridorlarında konuşulur olmu ştu. Meselenin aslını

    >merak eden padişaha, bu insanların bir yerde sürekli kalmadıklarından,

    >bulundukları mekâna bereket getirdiklerinden, ne yapıp-edip bu dervişi

    >ülkelerinde yaşamaya ikna etmeleri gerektiğinden uzun uzun bahsetti

    >başveziri . Ne yapması gerektiğini artık bilen padişah, nasıl yapması

    >gerektiğini bilemediği bütün zamanlarda yaptığı gibi, dağ kulübesinin

    >yolunu tuttu. Hürmetle diz çöktü bilge ihtiyarın önünde. Derdini anlattı,

    >derman diledi. Sarayının yanına bir saray yaptırmaktan, o dervişi veziri

    >yapmaya, sancak-tuğ vermeye kadar saydığı her şey, bilgenin:

    >

    >- Hünkârım , gönül erleri mala-mülke, makama-mansıba itibar etmezler,

    >demesiyle son buldu.

    >

    >Kaderdi bu, padişahlarla köleleri aynı eteğin önünde diz çöktürür, birinin

    >derdini diğerine derman eyler, ikisini de aynı tebessümle bahtiyar ederdi.

    >Güldü ihtiyar:

    >

    >- Neden kerimenizin nikâhını teklif etmiyorsunuz sultanım, dedi. Şaşırma

    >sırası padişaha gelmişti.

    >

    >- Nasıl yani, diyebildi, bu şerefi bize lütfederler mi, kabul ederler mi?

    >

    >Kırkıncı günün güneşi batmak üzereydi genç aşığın mağarasının üstünden…

    >Padişah ve ihtiyar bilge en önde, arkalarında vezirler, onların arkasında

    >halktan meraklı bir kalabalık ve en arkada da olup bitenlere bir mana

    >vermeye çalışan aşık çobanın arkadaşı, mağaraya doğru yürümeye başladılar.

    >Bu arada bizim aşık kendinden öylesine geçmiş, tespihiyle öylesine bir

    >olmuştu ki, gelenler içeri girseler ve bir tesbihten başka bir şey

    >bulamasalar şaşırmazlardı.

    >

    >Padişah edepte kusur etmemeye çalışarak içeri girdi, ellerini birbirine

    >bağladı, duyulması güç bir sesle;

    >

    >- Efendim , dedi, sizi ziyarete geldik.

    >

    >Yavaşça başını çevirdi aşık , sonra bütün vücuduyla döndü, gözlerinde en

    >ufak bir şaşkınlık emaresi yoktu, sapsarı bir heykel gibiydi. Herkes

    >heyecan içinde. Vezirler, halk, genç çoban, mağara, tespih, sessizlik,

    >duvar… Hatta güneş bile batmaktan vazgeçmiş, kafasını mağaranın içine

    >doğru uzatarak olan biteni görme telaşındaydı.

    >

    >Padişah meramını anlattı, türlü tekliflerde bulundu. Ne saray, ne vezirlik,

    >ne tuğ ne de sancak, hiç birinde gözü yoktu dervişin.

    >

    >- Efendim , diyebildi en son, sessizce, benim bir kızım var efendim, zat-ı

    >âlinize layık değil belki, ama lütfeder nikâhınıza alırsanız bizi bahtiyar

    >edersiniz…

    >

    >Kırk günlük çile nihayet bitmiş, olmaz denilen olmuştu. İşte aşık maşukuna

    >kavu ş acak , murad hasıl olacaktı. Bizimkinin arkadaşı sevinçten

    >ağlıyordu. Soru ve cevap sanki bu soru sorulsun, cevabı verilsin diye

    >yaratılmıştı. Sessizlik ilk defa bağırmak, haykırmak istiyordu ve bütün

    >gözler genç adamdaydı.

    >

    >Usulca doğruldu oturduğu yerden, etrafını şöyle bir süzdükten sonra,

    >gözlerini padişahın gözlerine dikti, sarhoş gibiydi. Kendinden emin bir

    >ifadeyle:

    >

    >- Hayır , dedi, kızınızı istemiyorum.

    >

    >Birden ortalığı bir sessizlik kaplayıverdi. Padişah mahzundu, halk hayret

    >içindeydi, vezirler şaşkınlıkla birbirine bakıyor, bilge tebessüm ediyordu.

    >Aşık çobanın genç arkadaşı yaşlı gözlerini silip, birden ileri atılarak

    >bozdu sessizliği. Dostunun yanına geldi, kulağına eğilip:

    >

    >- Sen ne yapıyorsun, dedi, kırk gündür bu çileyi ne diye çektin sen, neyi

    >reddettiğinin farkında mısın?

    >

    >Güldü aşık çoban gözleriyle ihtiyar bilgeyi arayarak:

    >

    >- A dostum, dedi, ben kırk gün padişahın kızı için Allah dedim, Allah

    >padişahla vezirlerini ayağıma getirdi. Ya bir de Allah için Allah

    >deseydim… Dil susmuş yürekler konuşuyordu.

    selam ve selametle…

    #245388
    behnan
    Katılımcı

    ALLAH RAZI OLSUN…..

    RABBİM KENDİ AŞKINI KALBİMİZDEN EKSİK ETMESİN…

    #245390
    ZEYNEP
    Katılımcı

    Konu eklemeyeme de bi sınırlama olmalı bence…

    Çok önemli konular arada kaybolup gitmesin lütfen…

    #245391
    dilek-23
    Katılımcı

    evet ben de aynı şeyleri düşünüyorum arkadaşlar birinin aşkına dua ederken birinin annesi babası ya da bi yakını ameliyatta ona dua istiyo ama yazı aktığı için arkalarda kalıyo göremiyoruz buna biraz daha dikkat edelim duaya çok acil ihtiyacı olanlarımız var aramızda arkadaşlar tabi ki herkesin sıkıntısı var dua istiyo ama bu da bi ölçü de olmalı bence her detayı vermemeliyiz netice de bu meseleler bizim mahremimiz çok ayrıntıya giren arkadaşlar lütfen biraz daha dikkatli olalım

    #245394
    sudemeral
    Katılımcı

    Evet bencede. Bende siteye girince sürekli aşkla ilgili konular insan soğuyor açıkcası. Bir sınır olmalı ve ben hayırlısı için dua ediyorum. Direk dua etmek biraz vebale sokuyor bizleri.

    #245396
    zez
    Katılımcı

    "Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir." (Bakara Suresi, 256)

    Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi, 8)

    Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (k erim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)Elinizdeki bu kitabın amacı ise, Kuran'daki adaleti insanlara tarif etmektir. Ancak unutmayın ki, böylesine huzur ve güven dolu bir hayatı yaşamak için siz de birşeyler yapmalısınız. Eğer huzur dolu bir hayat yaşamak istiyor ve gelecek nesillerin de adaletli, güven dolu bir ortamda büyümelerini istiyorsanız, öncelikle sizin adaleti gözeterek insanlara örnek olmanız gerekir. Sizin de ayette bildirilen "adaleti emreden ümmet"ten olmak için önünüzde bir fırsat var. Unutmayın ki "… Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever." (Maide Suresi, 42)

    Hosgörü dostluk ve dua ile kalmak üzere …sitemizin kurallarina uyalim…dostlar..kendi kendimizi dualardan ve güzel insanlardan alacagimiz aminlerden men etmeyelim…Biraz edep biraz hosgörü lazim bize…hersey cok güzel olur böyle bakarsak insallah amin.

    #245398
    Mucize-net
    Katılımcı

    selenes arkadaşım hikaye çok hoş Allah razı olsun.

    Hayr'a yönelmede hem fikir olan dostlarımıza teşekkürü borç bilirm.ALLAH RAZI OLSUN.İnşaallah hakkıyla kul olanlardan oluruz.

    #245399
    guleysa
    Katılımcı

    AŞK ÜZERİNE YAZILANLARDAN HİÇ ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM… ÇÜNKÜ AYNI SEYLERİ YAŞADIĞIM İÇİN VE BU YAŞADIKLARIMIN BENİ ALLAHA DAHADA YAKINLAŞTIRDIĞINI BİLDİĞİM İÇİN ŞİKAYET ETMİYORUM… ALLAHIM YASADIĞIMIZ HER OLAYI BİZE ''ONA'' DAHADA YAKINLAŞTIRMAK İÇİN VESİLE KILSIN İNSALLAH.TABİKİ

    EDEPLE KALALIM İNSALLAH

    #245401
    Ayse1
    Katılımcı

    Yasin Kardeşim, sitemizin,

    senin sayende,edindiğimiz bu güzel sitenin akibeti konusunda,

    zaman zaman normaldır ki bir parçacık karamsarlık olur…

    olması da önlenemez zaten…

    Ama öylesi anlar da geliyor ki…

    Alıp yüreğini götürüyor bu site insanın…

    Götürüyor işte…

    Bunları tam olarak toparlayıp da tarif etmek imkansız benim kendi adıma…

    Rabbim Razı olsun bize bir sürü şey katan dostlardan ve senden…

    Benim vicdanım diyor ki,

    Hayr'a hizmeti çok daha fazla,

    inşallah Rabbimizin katında da bu böyledir…

    Rabbim utandırmasın!

    Bu dostlar, bu güzeller neye değişilir ki…

    İnşallah çok daha da iyi olur,

    Dört dörtlük olması zor zaten, sayı arttıkça kontrol zorlaşır…

    Zaman zaman hepimiz için yapılacak uyarılarla,

    olabilecek en iyiyi yakalarız inşallah ve Allahın izniyle…

    O senin güzel niyetin pek çoklarımızı da hayr'a çıkarır inşallah…

    Görmek lâzım Mevla neyler, neler eyler bizlere…

    Sağolasın her zaman için…

    Rabbim Razı olsun senden,

    bu çektiğin zahmetler için…

    Olabildiğince uzun süre birarada oluruz inşallah…

    Ben ümitsiz değilim asla…

    çünkü ne zaman biraz karamsarlığa kapılsam, hemen ardından bir başka güzellik yakalıyor bu site de beni ve mutlu oluyorum dostların sayesinde…

    Son zamanlar da yüreği ve aklı güzelliklerle çok dolu olan kardeşlerimiz katıldı aramıza

    çok saygıdeğer…

    Onları farketmemek mümkün değil…

    Ancak, keşke, bir de diğer bazı dostlar da aramızda olsa yeniden…Kadir Abi gibi mesela… o epeydir yok:)

    #245403
    armagan
    Katılımcı

    soyledın gene soylucenı abım sagolasın ben alıstım bu mesajlara:) dua ıle…

15 yazı görüntüleniyor – 1 ile 15 arası (toplam 23)
  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.

Daha fazla yazı