Resullulah buyuruyorki: ‘Ölünün mezardaki hali,imdat diye bağıran,denize düşmüş kimseye benzer.Boğulmak üzere olan kimse,kendisini kurtaracak birini beklediği gibi,meyyit de babasından,anasından, kardeşinden,arkadaşından gelecek bir duayı gözler.Kendisine bir dua gelince,dünyanın hepsi kendisine verilmiş gibi sevinmekten daha çok sevinir.Allahü Teala yaşayanların duaları sebebiyle Ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerinde ölülere hediyesi onlar i-cin istiğfar etmektir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde “Kim bir kabristandan geçerken üç defa; ‘Yâ Rab! Peygamberimizin (s.a.v.) şefaati hürmetine, bu kabristanda yatan mevtaların, kabir azapları var ise, kaldır’ derse, Allah o kabristandan kırk yıl kabir azabını kaldırır,” diyor. Aklımız bir anda böyle bir rahmeti kavrayamayabilir. Ama söyleyen Resulullah, affeden de Rabbimiz olduktan sonra, akıl anlasa da anlamasa da ne gâm. Allah affetmek için bahaneler yaratır. Biz kendimize şunu soralım: Bu kolay duayı kaç kabristandan geçerken ettik?
Dünyanın yolları ölümle bitiyor, mezarda birleşiyor. Götüreceğimiz tek şey yaşadıklarımız ve iyiliklerimiz. Gerisi burada kalıyor. Bazen hiç ama hiç, duaya istekli bir hâlim olmamasına rağmen, kabirdeki dostlarımızın mânevî ihtiyaçları hatırıma geliyor, bari onlara bir faydam dokunsun diye, dilim mırıldanmaya başladığında, içimde bir duygu seli coşup, akıyor. Emin olun en sıkıntılı haller yerini feraha ve sevince bırakıyor. Bundan da duaların adresine ulaştığına inanıyorum. Onların yaşadıkları hâl, dalga dalga kabir âleminden kalbimize doğru yansıyor, yayılıyor.