KUR'AN, Gündemimizden Hiç Çıkmamalı
Kur'ân'laşnıa ufku, Sahabe Efendilerimizin (r.anhüm) ve sonrasındaki Kur'ân âşıklarının yaptığı gibi, Kur'ân'ı tertîl üzere ve bir bütünlük içinde okuma ile yakalanabilir. Kur'ân, hiçbir zaman gündemimizden çıkmaması gereken en temel kaynaktır. Aslında bütün noksanlıklarımızın, bereketsizliklerimizin, nasipsizliklerimizin temelinde, Kur'ânın gerektiği şekilde bilinemeyişi ve onun hayata aktarılamayışı vardır.
Öncekiler, Kur'ân'la bütünleşti ve târihteki önemli konumlanna onunla ulaştılar. O hayatlan günümüzde yaşatabilmenin biricik yolu, Kur âna sarılma olsa gerektir. Onların yolunda olmayı cân-ı gönülden dileyen bizler de, herhalde Kur'ârfa aynen onlar gibi sarılarak, Kur'ân neslinin banisinin ifâdeleri ışığında, "Kur anlaşarak", onların o ihtişamlı konumlarına yaklaşabiliriz.
Kur'ân-ı öğrenme adına büyük bir ufuk önümüzde bizi bekliyor. Bu çerçevede bize gösterilen bu hedef, "Kur'ânlaşma" ufkudur. Bu da herhalde, nihâî noktada Kur'ânla bütünleşme, onu hayatımıza hayat kılma, İlahi maksatları Kur'ândan anlama... dahası, gözlerimizi yumup, kendimizi toparladığımızda "el-hamdü..'"den, u..ve'n-nâs"a kadar bütün bir Kur'ânı gönül gözlerimizle süze-bilme keyfiyetine ulaşmayla olacaktır. Kur'âna saygı duymak çok güzel bir haslettir. Zaten o saygı ve edep olmazsa ondan istifade de zordur. Ancak, onun anlaşılmak için gönderilmiş ve kolaylaştırılmış bir kitap olduğunun da bilinmesi gerekmez miydi?
Bu yeni neslin alâmet-i farikası Kur'ân’laşma yolunda olmalarıdır. Şimdilerde, nasıl yapsak da bu konuda bir gayret sergilesek, muhtaç ve Yüce Beyâna aç sinelere onu taşısak, onu yudumlatsak diyenler var artık. Artık insanımız bilmektedir ki Kur'ân’sız bir hayat en büyük musibettir. Onu heyecanla okuma, öğrenme, anlama ve bu konuda bir gayret içerisinde olma durumundayız. Kur'ân’a talebeliğimiz asla bitmeyecek. Çünkü o, eskilerimizin tabiriyle sâhilsiz bir derya. Biz o denizde ne kadar kulaç atarsak atalım, nasibimiz kadarına ancak ulaşabileceğiz.
Lâkin Kur'ân, bizi bütün bütün de boş bırakmayacak ve Allah'ın izniyle teveccüh decektir. Kur'ân konusunda, bilmişlik tavırlarıyla da hiçbir mesafe alınamaz. "Sıfırız" edasıyla Kur'ânın rahle-i tedrisine diz kırıp oturmak gerekmektedir. Kur'ân bizim sırdaşımız, manevî gıdamız, sâdık dostumuz. Bizim asıl gündemimiz ve en öne oturtmamız gereken temel değerimiz.
Tecvid uygulama ister
Hakkında, "İslâmî ilimler içerisinde, bunun kadar, fem-i muhsinden uygulamalı olarak birebir ders alınması gerekli olan bir ikinci ilim yoktur" denen tecvid ilmi konusunda da daha ziyâde uygulamaya önem vermemiz gerekmektedir. Çünkü, bu konuda bilgisi az olan bir kişiye, öncelikle tecvid kurallannı uzun boylu anlatmak onu yoracak ve zorlayacaktır. Ancak uygulama yapa yapa tecvid kuralları tarif ve tavsif edilirse, hem zihinde kalması daha kolaylaşacak ve hem de kişi pratikteki şeklini görecek, öğrenirken sıkılmayacaktır. Tecvidle ilgili piyasada pek çok eser bulunmaktadır. Ayrıca, günümüzde, ilim ve tekniğin getirmiş olduğu çeşitli imkânlar vesilesiyle Kur'ân'ı öğrenme hususunda farklı metotları da deneyebiliriz.
Tefsir okumak için metotlar Günümüzde Kur'ânı öğrenme adına çok farklı teşebbüslerin olması zarurîdir. Kur'ânı tecvidiyle, hattâ bunun da ötesinde meal ve tefsirler yardımıyla öğrenmeli ve öğretmeliyiz. Meselâ, Elmalılı tefisin işte tam bu günlerde, hem de aslından didik didik edilerek okunmalıdır. Bu meyânda, meselâ; belli noktada Kur'ânı iyi bilen insanların, seviyeleri birbirine yakın olan kişilere, önce günlük -örneğin- beşer sayfa okuma, ardından âyet âyet mealini verme ve sonrasında da sırayla, yarımşar sayfa okutup iyice belletme, gerektiği yerde tefsire âit bir incelik ve nükteyi de arz etme, aynı zamanda okuma-okutma esnasında tecvid kurallarını uygulamalı olarak ve kısaca da tarif ederek gösterme şeklinde bir çalışma yapılabilir.
Tefsir ve mealler, son noktaymış gibi değil de, birer "ışık" olmaları ve insana bir "bakış açısı" kazandırmaları noktasından değerlendirilmelidirler. Elbette ki onlardan istifâde edilecek. Ancak öncekilerin söylemiş oldukları bir kısım yorumlar, bazen kendi devirlerine göredir ve âyetin muhtevasını tam anlamıyla aksettirmeye her zaman muktedir olamayabilirler.
Kaynak: Zaman / Ailem Sayı: 133