Mübarek üç aylar gelmiş ve başımıza ilhamlarını yağdırmaya başlamış bulunuyor. Gündüz ve geceleriyle, saat ve dakikalarıyla, hatta saniyeleriyle dahi insanın maddi manevi kazancına vesile olan, sınırlı ömrü sonsuzluğa ulaştıran, geriye kalan dokuz ayın bereketini taşıyıp birden başımıza boşaltan, Kadir gecesi gibi seksen küsür yıllık bir ömrü kazandıracak geceyi içinde barındıran bir zaman dilimidir üç aylar. Bunca müjdeye karşılık, bize düşen; ümit, uyanıklık, fırsatkadirlik, ilham avcılığı, sevap bahaneciliği, koyulaşmış rıza düşkünlüğüdür. Evet, kapımıza öyle bir misafir geliyor ki, bizden kendisine biraz zaman ayırmamızı istiyor ve bunun karşılığında, yanında getirdiği o dünya ve ahiret saadetini müjde veren hediyelerini bırakıp gidiyor.
Elbette bu bereketli zaman diliminde yapılacak şeylerin başında, uyanık olduğumuz vakitleri hep abdestli yaşamak, dilimizden tevbe istiğfarı, Cenab-ı Hakk'ın isimlerini zikri, Peygamber Efendimiz'e salavatı eksik etmemek. Ve yüreğimizden koptuğu, gönlümüzden geldiği gibi Allah'tan istemektir. Zira Allah, isteyin diyor. Neden istemeyelim ki! Bu bize verilmiş bir haktır. İsteme hakkı verildiği gibi, istediğimiz şeyleri vermeye kâdir bir Zat'tan istediğimiz inancı da verilmiş. Evet O, her şeye gücü yetendir, her zamana hükmü geçendir.
Dualarımız arasında şahsımız, ailemiz, akrabalarımız olacağı gibi milletimiz ve bütün Müslümanlık hatta topyekûn insanlık da olmalı. Zira millet ve insanlık olarak, en bunalımlı dönemlerimizden birini yaşıyoruz. Üç aylar tam da sıkıştığımız bir zamanda bize sunulmuş bir fırsat olarak ufukta göründü. İnşallah milletçe bu günleri iyi değerlendirir ve kim bilir yaşanması muhtemel ne türlü sıkıntıların önüne bir set kurmuş oluruz..
Hocaefendi'nin Üç Aylara Bakışı
Sözü uzatmadan, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin eserlerinde, üç ayların nasıl ifade edildiğine bakmaya çalışalım. İki ayrı yazıda üç aylar, müstakil olarak değerlendirilmiş. "Kutlu Zaman Dilimi Üç Aylar" ve "Zamanı Bir Başka Duyuş" bu iki yazıda da üç ayların o ümit ve rahmetle tüllenen havası edebî, tatlı bir üslupla anlatılmış. Okurken, bir şiir ahengi içinde okunur bu yazılar.. Edebiyatın inceliklerine ve tasvirin derinliklerine vakıf, zarafetin en nazikçesini yaşayan bir ruhun terennümlerini duyacağınız bu satırlarda, güzelliğin kelimelere nasıl aktığını, mananın lafızlarla nasıl bütünleştiğini, harflerin sesiyle kalbî hislerin nasıl bir bütünlük arz ettiğini duyabilirsiniz.
Mesela şu ifadelere bakınız: "Hemen her sene zamanın bu altın dilimini idrak edince, âdeta, ötelerin ayn-ı hayat olan o sevimli, neşeli mavimtırak günlerine bir kere daha kavuşur gibi oluruz. Evet, bir kere daha gönül gözlerimizde her yan baharla tüllenir.. her tarafta yeniden hayat köpürür.. dağ-bayır yeşerir ve renklerle kahkaha atar.. çiçekler raksa durur, bülbüller nâralar yağdırır.. ve duygular gülden, lâleden alevlerini alıyor gibi olur. Öyle ki her yanda esen bu umûmî hava gönüllerimizi bir mutluluk vaadiyle kaplar ve bize ne bilinmedik, ne sezilmedik şeyler fısıldar. Hatta hayatları bedbinliğe, karamsarlığa kilitlenmiş insanlar bile bu semâvî şehrâyinden nasiplerini alırlar."[1]
Evet, insanı büyüleyen bir ifade gücü var bu makalede.. Tabi, edebi güzellikler gösterilirken, anlatılmak istenen mana asla kaybolmuyor. Söz fazlalığına kurban gitmiyor muhteva.. Mesela, regaibin manasının verildiği şu birkaç cümleye bakalım: "Üç ayların başlangıcı, kamer birkaç gün önce zuhur etse de, rağbetlere açık inayetle tüllenen bir perşembe akşamı "merhaba" der ve bir mızrab gibi gönüllerimize iner. Ulu günlere ve daha bir ulu güne akort olmaya teşne duygularımızı ilk defa uyarıp coşturan "Regâib" bir ses ve enstrüman denemesi gibidir." Enstrüman denemesi ifadesi ne kadar güzel!
Evet, üç aylarda bütün ruhlar yavaş yavaş Ramazan-ı Şerif'e ve Kadir gecesine hazırlanır. Bu hazırlanmada ilk deneme zamanı Regaib kandilidir. Sonra da sırasıyla Miraç ve Beraat kandilleri.. Bu gecelerde kendimizi şöyle bir yoklarız: Ahirete ne kadar hazırız, Allah'la buluşmaya ne derece teşneyiz!. Varlığın perde arkasına ne seviyede uyanığız ve ne kadar uyanabiliriz! Tevbelerimizde ne oranda deriniz! Duyamadığımız alemleri ve hisleri nasıl duyabiliriz! Nasıl duyarak dua edebiliriz! Nasıl, kalbimizi coşturabiliriz! İhlas'ın o sırlı iklimine nasıl ulaşabiliriz!
Rahmet Tecellisi
Aslında, Ramazan ve kadir gecesi gibi ebediyetleri kazandıracak fırsatlar kuşağı gelmeden önce, o her anı çok değerli zamanları iyi değerlendirebilmek, coşkun bir kalple idrak edebilmek için bu gecelerin ve bütün bir iki ayın verilmesi Allah'ın rahmetinin bir tecellisidir. Hangimiz, hazırlıksız olarak sultanın huzuruna çıkmak isteriz ki! O doruk noktada, o rahmetin zirvede tecelli ettiği kadir gecesinde Sultanlar sultanının huzuruna varmak için bir konsantre ve hazırlık safhasına ihtiyacımız olduğu açıktır. İşte üç aylar ve mübarek geceler bunun için verilmiş birer fırsattır. Kadir gecesinde af ve mağfiret avlamak, milletimiz ve insanlık adına talihli günleri peylemek, geleceğin o muhteşem günlerine açılmak için şarj olma adına ne büyük bir fırsat..
Bu fırsatlar kuşağı, Hocaefendi'nin dilinde şöyle ifadesini bulur: "Hele, Regâib, Mirâc, Berâat kandilleri gibi gece âleminin taçları ve zamanın Allah'a en yakın zirveleri ya da O'na açılmanın rıhtımları, limanları, rampaları sayılan o mübarek gün ve gecelerde, gönüller ayrı bir duyarlılıkla parıldar; ruh sonsuza doğru bir başka türlü kanat çırpar; her şey verâların ezeli şiirine dem tutar; her yanı tam bir uhrevilik büyüsü kaplar; her sineyi, dillerin ifadeden âciz kaldığı bir naz ve niyaz zemzemesi sarar."[2]
Feyiz yağmurlarının sağanak halinde yağdığı bu kutla aylardan en zirve noktada istifade etmemiz, milletimiz, dinimiz ve bütün insanlık adına bir inkişaf yaşamamız dileğiyle...
Fethullah Gülen hoca efendiden alıntıdır...