Dua ettiğimde,
Öncelikle gönlümle derim ki,
Bana dua etmeyi nasip eden Allah'a hamdolsun.
O izin vermeseydi, dilim dönmezdi.
Dua benden çıkan sözdür ama aslında o Allah'ın rahmetinin benim dilimle söze dönmüş halidir. O bize rahmet ettiğinde biz dua edebiliyor oluruz. "Rahman her an bir iştedir" diye haber veren ayetin müjdesiyle, her an Rahman'ın rahmetinden dilimize dökülecek sözleri dillendirmeyi ümid edebiliriz.
Bu rahmet "ben"i ortadan kaldırır. Kimbilir kimin duaya ihtiyacı vardır da, o dua kalbimize doğar, bizim dilimizle o ihtiyaç sahibine ulaşır. Tolstoy'un mükemmel ifadesiyle, Allah kulların tek vücut halinde olmasını istediği için, her birine kendisine gerekeni değil, bir diğerine gerekeni ilham eder.
Biz ilahi rahmetin elinde, rahmeti bir yerden diğerine ulaştıran araçlar oluruz böylece. Böyle araçlığa can kurban.
Dua edebilmemiz, Rahman'ın bizi kaale aldığını da gösterir.
Sonra herkes kendi nasibince amin der, kendi nasibince amin alır. Böylece sesler birbirine karışır, ilahi rahmet sofrasında yekvücut olur ve alemler bu tesbihat neşesiyle coşar, taşar.
Dua ettiğimizde düzey değiştiririz. Dünya düzeyini terkederiz. Bir büyük sofranın hizmetkarı ve hizmet alanı oluruz.
Bazen vesveseler bizi bu sofradan düşürmek ister. Ben ona dua ettim ama bakalım o bana ediyor mu, ya da bana neden hiç amin demiyorsun gibi. Bu tuzakları zamanla tanır ve vesveseciye kulak tıkarız, bu, dünya düzeyinin benlik tuzağıdır, aşar geçeriz. Çünkü biliriz ki dua edebilmemiz nimettir ve ilahi rahmet sofrasında bize bir kez yer açıldı mı, sofranın ihtişamı ve herkese yetecek büyüklüğü, başkalarının o sofradan ne kadar aldığı ile azalmayacağından, o sofrada bulunabilmenin mutluluğu ile başkalarının ne yaptığı ile ilgilenmekten vazgeçeriz.
Dualar bizim sahipleneceğimiz sözlerimiz değil, ilahi rahmetin dilimize dökülen damlalarıdır. O halde, dua edebilmek bize yeter.
Sevgiyle kalın.
Allah hiç kimseyi duasız,
sevgisiz,
rahmetsiz
bırakmasın.