Sevgiyle İmkansızı Aşmaya Ne Dersiniz?
Genç kadının yeni bir bebeği olacaktı. Hem o, hem kocası sevinç içerisindeydiler. Ama onlar kadar; belki daha fazla sevinen birisi daha vardı; üç yaşındaki oğulları. Minik kardeşini sabırsızlıkla bekliyordu küçük Ağabey. Yeni kardeşin cinsiyeti de belli olmuştu, bir kız çocuğu gönderecekti Allah onlara.
Günler günleri, haftalar haftaları kovaladı. Genç annenin hamileliği normal seyrinde ilerliyordu. Derken, doğum sancıları başladı. Her beş dakikada bir, sonra dakikada bir… Fakat bebek bir türlü doğmuyordu. Sancılar saatler sürdü.
Sonunda bebek doğdu. Fakat durumu iyi değildi. Siren sesleri gecenin sessizliğini yırtarken, ambulans bebeği hastaneye götürüyordu. Bebek yoğun bakım ünitesine yerleştirildi. Günler geçiyor, ama durumu düzelmiyor, tersine kötüye gidiyordu. Çocuk doktoru, anne ile babaya en kötü sonuca hazır olmaları gerektiğini anlattı.
Genç anne ve kocası, bebeğin gömüleceği bir mezarlıkla temasa bile geçtiler. Daha bir kaç hafta önce yeni bebek için bir oda hazırlamışlardı; ama şimdi bir cenaze merasimi plânlıyorlardı.
Oğulları kız kardeşini görmesine izin vermeleri için yalvarıyordu. ‘’Ona şarkı söylemek istiyorum’’ diyordu ısrarla. Yoğun bakımda ikinci haftaya girmişlerdi. Cenaze merasimi hafta sonuna ermeden gerçekleşecek gibi görünüyordu. Minik Ağabey, kız kardeşini hâlâ görebilmiş değildi. Ama kardeşine şarkı söyleme isteğini dile getirmekten vazgeçmemişti. Ne var ki, çocuklar yoğun bakıma sokulmuyordu.
Anne sonunda karar verdi. Yetkililer ne derse desin, oğlunu içeri alacaktı. Kardeşini şimdi görmezse, belki de bu dünyada hiç göremeyecekti. Ona büyük adamların giydiği türden bir takım elbise giydirdi ve kucağına alarak yoğun bakım ünitesine girdi. İlk bakışta, genç anne kucağında boş bir takım elbise taşıyor gibi görünüyordu. Ancak, başhemşire kucağındaki çocuğu hemen fark etti ve kızarak seslendi: ‘’Çocuğu hemen buradan çıkarın, yasak!’’
Genç kadının içindeki annelik duygusu önüne geçilemeyecek derecede kuvvetlenmişti şimdi. Normalde yumuşak huylu olduğu halde, o an çelik gibi gözlerini hemşirenin gözlerinin içine dikti ve kararlı bir sesle:
‘’Kız kardeşine şarkı söylemeden hiçbir yere gitmeyecek!’’ dedi.
Oğlunu bebeğin yanına götürdü. Hayatta kalma mücadelesini kaybetmek üzere görünen bebeğe, uzun uzun baktı çocuk. Ve şarkı söylemeye başladı. Üç yaşındaki bir çocuğun yüreğinden gelen meleksi bir sesle söyledi şarkısını:
‘’Sen benim gün ışığımsın, tek gün ışığımsın. Gökler gri bulutlarla kaplıyken beni sen mutlu ediyorsun...’’
Derken birden bebeğin kalp atışlarında değişiklik meydana geldi. Kalbi daha düzgün ve sade atıyordu.
‘’Devam et oğlum şarkına, sakın durma!’’ dedi annesi.
"Hiç bilemezsin, seni ne çok sevdiğimi. Lütfen gün ışığımı alma benden...’’
Bebeğin kalp atışları şimdi daha düzenli ve normal hale gelmişti.
‘’Şarkına devam et!’’ dedi anne bir kez daha.
‘’Geçen gece bir rüya gördüm canım. Kollarımdaydın, sevgiyle kucaklıyordum seni...’’
Bir mu’cize yaşanıyordu! Bebeğin bedenini sağlığa özgü bir sakinlik kaplıyordu...
‘’Devam et, oğlum!’’
Biraz önce kibirli davranan hemşirenin yüzü şimdi göz yaşlarıyla ıslanmıştı.
‘’Gün ışığımsın sen benim. Ne olur alıp gitme ışığımı...’’
Ertesi gün, daha ertesi gün, üç yaşındaki çocuk kardeşine şarkı söylemeye devam etti ve sonuçta minik kardeşi eve götürebilecek kadar iyileşti.
Anne ve baba ise bunun Yaratıcılarının kendilerine sunduğu bir sevgi mu’cizesi olduğu kanaatindeydiler.
Negatif ve pozitif telkinler, sözler, hayatımızda çok önemli rol oynuyor. Eğer sevdiklerimize onları sevdiğimizi ifade ederken sözcüklerimizin arkasındaki samimiyeti onlara hissettirebilirsek... İşte o zaman çok süslü kelimeler ifade etmemize gerek kalmayacak. İnsanı bir muamma, kâinatın eşref-i mahlûkatı olarak kabul ediyorsak, sizi etrafımıza bir bakmaya davet ediyorum.
Sevgili okurlarım yazımızı okurken bulunduğunuz ortama göre lütfen etrafınıza şöyle bir bakın. Eşref-i mahlûkat olan biz insanlar için sevgisiz hiç bir şey yaratılmış mı? Sonra dönüp kendinize bir bakın. Harika bir dizaynımız var, çok güzel bir örtüyle örtülmüşüz, simetrik ölçülerle işlenmişiz… Bunun gibi sayacak daha binlerce güzellikler var. Bunlar size benim hatırlatmaya çalıştığım cüz’i bir bölümü. Bu kadar güzel yaradılış azim bir sevginin, şefkatin ifadesi göstergesi değil mi?
Biz de sevdiklerimizin sevgi dillerini keşfetmenin son bölümüne geldik.
Bu ayki sayımızda sevgi dilimiz: Onay Sözcükleri.
Eve yorgun gelen eşiniz “Çok çalışıyorum, çok koşturuyorum, işimde oldukça başarılıyım, iyi bir babayım ve iyi bir eş olmak için elimden geleni yapıyorum. Eşimden beklediğim ise beni takdir etmesi, fakat eşim beni sürekli eleştiriyor” diye şikayet ediyorsa bilin ki, beklentisi onay sözleridir.
Anne de bütün gün ev işleri, çocukların dersleri, misafir, vs. derken beklentisi kocasınınkinden çok ta farklı değildir. “Hanım sen harika bir eşsin, biz bir elmanın iki eşit parçasıyız, yavrularımın annesi olman ve onların hep yanında olman ve evimizi sana emanet etmek, onu en güzel şekilde koruyacağını bilmek beni çok mutlu ediyor. Sana çok teşekkür ediyorum, sen harika bir anne ve harikulade bir eşsin.”
Evdeki küçük yavrularımız okuldan eve geldiklerinde, ebeveynleri tarafından takdir edilmek isterler. Onları gece uyurken değil, lütfen sizin sevginizi hissedecekleri, görecekleri, işitecekleri zaman sevin. Eğer zamanını, dozajını çok iyi ayarlarsak, çocuklar sevgiden şımarmazlar.
Lütfen ayıplarımızı değiştirelim!
Bugüne kadar geldiğiniz yola bir bakın: “Ayıp, büyüklerin yanında ben nasıl ciğerparemi severim?”
“Ayıp, çocuklarımın yanında ben nasıl eşime seni çok seviyorum diyebilirim?”gibi aslında yapılmasında çok güzel dünyevî ve uhrevî neticeleri olan güzellikleri ayıp deyip kesip atmayalım! Bugüne kadar böyle düşünmek bize ne kazandırdı, ne kaybettirdi?
Şunu hep hatırlayalım! Hiç bir şey için geç kalmış sayılmazsınız, dönün yavrunuza. Her ne kadar siz ebeveynlerinizden görmemiş olsanız bile “Seni seviyorum, harika bir evlâtsın!” diyelim.
Birlikte hayatın acısını, tatlısını paylaştığınız eşinizin ellerini avuçlarınızın içerisine alın, onu ne kadar sevdiğinizi ifade ettiğinizde, küçük günahlarınızın avuçlarınızın arasından dökülüp gideceğinden emin olun. “Allah’ın sevgilisi söylüyorsa doğrudur, sadakte!” diyorsak sözünü dinleyelim.
“Seni seviyorum” diyelim ve neler kazandık listemize hem uhrevî, hem dünyevî artılar ekleyelim. “Seni seven kimseye sen de ona olan sevgini bildir, çünkü bu sevgiyi daha da sağlamlaştırır” buyuruyor Hz. Aişe’nin sevgilisi.
Temel sevgi dili onay sözleri olan bir eş için yazıyla veya sözle ifade ettiğiniz sözcükleriniz bahar mevsiminde yağan mâ-i nisan gibidir. Onay sözleri ifade edilebildiği gibi yazılabilir de. Eşinizle evlenmeden önce yazdığınız mektuplar ve kısa mesajlar gibi, eskiyi yeniden hatırlayıp eşinizin iş çantasına, mutfakta görebileceği bir yere bırakabilirsiniz. Onay ve takdir sözlerini, halinizle ve kalinizle örnek olarak, diğer aile fertlerinin ve dostlarınızın yanında da söyleyerek ekstra fayda sağlayabilirsiniz.
Bırakın, annesi eşinizi nasıl övdüğünüzü, takdir ettiğinizi duysun. Böylece ömür boyu kendinize taraftar kazanabilirsiniz.
Evet sevgili arkadaşlar, sevgiye dair sevgi dilleriyle yazacak o kadar çok şey var ki! Yazılsa sayfalar yetmeyecek. Ben kapıyı aralamaya çalıştım, siz içeriye girin ve araştırın.
Hz. Fatıma’nın sevgili babası onu nasıl sevmiş; Hz. Hasan ve Hüseyin’in dedesi onları nasıl okşamış öğrenip, uygulayalım. Bırakalım “Ben yapamam, utanıyorum, görmedim ki, göstereyim!” demeyi.
İnsan korkusuyla yüzleşmediği için değil, elinden gelenin en iyisini yapmadığı için cezalandırılır ve acı çeker. İnsan isterse her şeyi başarabilir. Vermek istemeseydi, istemek vermezdi.
"Bismillâhirrahmanirrahim" diyerek insanî arşa çıkmaya yol bulabiliyorsa insan, nasıl sevdiklerinin sevgi dillerini keşfedemez?
Evet, çekelim besmele-i şerifimizi yola koyulalım ve sevdiklerimiz için bugün hayata yeniden başlayalım. Görün bakın neler değişecek, fakat önce bizim olumlu yönde değişmemiz gerekiyor.
Eğer kendimizi Asrın Bediisi’nin nasihatlarıyla terbiye edersek, her şey çok daha güzel olacak. Bir şeyin şerefi nefsinde değildir. Bir şeyin aslını gösteren semeresidir.
Sa’yimiz ve semeremiz Allah rızasını gözetmek için sevmek olsun. Bu ayki yazımı Kişisel Gelişim Seminerlerimize katıldıktan sonra çok güzel dizelerle insanlarla olması gereken ilişkilerini ifade eden sevgili dostum, Ayşegül Esirci’nin dizelerine yer vererek bitiriyorum.
Yâr-ı Güzin’e emanet olun.
DEĞİŞİM VE İDEALLER
Hayat adlı bir otomobildeyim.
Önce arkada yolcu olmakla yetindim.
Sonra ön koltuğa geçmek istedim bir an.
Ve o ön koltuktan biraz daha,
Biraz daha ileriyi gördüm.
Arkadan göremediğim virajları,
Yokuşları, rampaları gördüm.
İçimden o otomobilin sürücüsü olmak geldi?
Artık bir sürücü olmalıydım
Ve yolcular taşımalıydım ardım sıra
Çocuklarımı, arkadaşlarımı, sevdiklerimi,
Eşimi yan koltukta dinlendirmeliydim bir süre
Tâ ki, çocuklarım ön koltuğa geçip de
Kendi hayatlarının direksiyonuna
Hakim olana dek!