Dün gece yine dua ettim farkettim de 6 aydır her gece ağlar mı bir insan artık ağlamak istemiyorum yardım et bana Ya Rabb artk düşünmek istemiyorum içimde ki bu umut gitsin istiyorum. Allahtan ümit kesmek olmaz ama gerçekten okyanusta boşuna kulaç atıyorum gibi hissediyorum kendimi 2 türlü düşünüyorum insanın kalbi ile aklı aynı şeyleri söylemez ya ben hangisini dinlemeyliyim kalbim bana hala bir umut var dualarına devam et Rabbinden ümidini kesme diyor, ama aklım bu kadar yeter çok düşünme artık kendine zarar veriyorsun artık. ÇOK KARAMSAR BİR HALDEYİM DUALARINIZA İHTİYACIM VAR.
ÇOK KARAMSAR BİR HALDEYİM
(11 mesaj) (8 katılımcı)-
18 yıl önce gönderildi #
-
İnsan, hayra davet eder gibi şerri çağırıyor/insan, hayra duasıyla şerri davet ediyor. İnsan çok acelecidir.
isra suresi....
ettigimiz dualarin hayirlisini istemeyi unutmayalim dostlar...Allah hakkinda hayirlisini versin...inaniyorsan Rabbimin takdirinin hayrinada inan.Sabrini veriyor.18 yıl önce gönderildi # -
RABBİM HERZAMAN SİZİN YANINIZDA OLSUN.
18 yıl önce gönderildi # -
Allah razı olsun sizlerden sabırlıyım gerçekten sadece beklemek zor. İnsan çok aceleci gerçekten. Ben inanıyorum Rabbim duaları geri çevirmez belki başka yerden çıkacak ama duamız kabul olacak elbet en güzelini verecek. Sizlerde yaşıyorsunuzdur aynı şeyleri sanki olacakmış gibi umut işte ardından dua ediyor insan Allah istemese bu hissi vermezdi. Rabbim hakkımızda hayırlısını nasip et. Bu sıkıntılı hallerden bizleri kurtar Ya Rabb. Amin Amin Amin.
18 yıl önce gönderildi # -
Allah yardımcın olsun kardeşim, inşallah tez zamanda felaha ulaşırsın. Aylarca aynı duygular üzere kalmak sağlığını bozabilir. Kendini sevdiğin hoşlandığın şeylerle meşgul et. Biliyorum zordur ama çabala.
Allah'tan İttika-2
“Allah kendisinden ittika edeni darlıktan bolluğa çıkarır.”
İnsan iki şekilde darlık, iki şekilde genişlik yaşar. Birincisi maddî darlık, manevî darlık; ikincisi maddî genişlik, manevî genişlik. Maddî genişlik ve darlık malum para ile ilgilidir.
Bakarsınız ki bir insan günlük yiyeceğini-giyeceğini bulamayacak kadar sıkıntı içerisindedir. Buna rağmen Allahu Teâlâ ona, az şeyle kanaat etme duygusu verir, elde ettiği az şeyi bereketlendirir. Ve dolayısı ile ona az bir malla rahat bir hayat yaşatır. Nasıl yaşatır?
1. Kanaat verir.
2. Kazancına bereket verir.
Bir diğer insan çok kazanır, çok mal mülk içerisindedir. Fakat darlık içindedir. Nasıl darlık içinde olur? Haram helal hudutlarına dikkat etmezse, faizle iştigal ederse, neticede o kişi bolluk içinde darlık yaşar. Allah Teâlâ kanaati olmadığı için bu kadar bolluk içinde o kişiyi fakir olma duygusuna sahip kılar. Hep kendisinden yukarıdakilere bakar. “Filan şu kadar zengin, falanın şu kadar malı mülkü var. Benim malım ise çok az” der ve mal biriktirmek için hırslandıkça hırslanır. Kendisinden kanaat hissi tamamen alınır. Malı mülkü vardır ama sanki fakir gibi, mala ihtiyacı olan adam gibidir. Durmadan daha fazlasını ister ve kendini mânen helak eder. Dünyadaki cennet demek olan huzuru bulamaz. Ahirette de kaybedenlerden olur.
Veyahut da ona öyle hastalıklar verir ki malın içinde gark olur ama yiyemez, içemez. Et yiyemez, meyve yiyemez, sebze yiyemez. Kendisine birçok diyetler verilmiştir, çavdar ekmeği yer, arpa ekmeği yer. Böylece bolluk içinde darlık verir.
Veya çok para kazanır da Allahu Teâlâ onun bereketini kaldırır. Takva üzere olmazsa, Allah'tan korkmazsa, helal ve haram hudutlarına riayet etmezse onu böyle yapar.
Bir de manevî darlık ve manevî bolluk vardır. İşte ona gönül zenginliği diyoruz. Kanaat. İnsan öyle ki gün bulur gün yer de hiç şikâyeti olmaz.
“Ya Rabbi bana bu kadar nimet verdin. Elhamdülillah! Gün bulup gün yesem de kimseye muhtaç olmuyorum. Bana sıhhat vermişsin, afiyet vermişsin, çoluğumun çocuğumun rızkını bir hamal olarak olsa da kazanma lütfu veriyorsun” der. Bulunduğu hâle razı olarak daimi bir şükür içerisinde olur ki Allah kalbine bir genişlik verir. İşte manevî zenginlik budur. O kişi ailesi ile öyle bir huzur hâli yaşar ki, akşam sofralarına koydukları bir dilim ekmek, bir tas çorba mutlu bir hayat yaşamalarına yeter.
Ama öbürlerinin aile hayatı bozuktur. Oğlan bir tarafta, kız başka bir taraftadır. Hanım şöyle düşünür, beyi böyle düşünür. Yani darmadağınık bir aile hayatıdır. Sanki orası bir aile yuvası değil, bir oteldir. Sanki birer günlüğüne müşteriler oraya gelmişler, birkaç günlüğüne bir çatı altında kalmaya mahkûm olmuşlar gibi. Böyle bir hayattadırlar. Saraylar dar gelir. Ama gönlü zengin olan, kanaat sahibi olan, malını bu kanaatinden dolayı bereketlendiren insan ise dünya genişliğinde bir hayat yaşar. İşte bir insan takva sahibi olur, “ve men yettegillah” sırrına ererse böyle olur “ve Allah onu cehennemden cennete ulaştıracak yolları da gösterir, kolaylaştırır.”
Ebu Zer radıyallahu anh Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden şöyle bir hadis rivayet ediyor:
“Ben bir ayet biliyorum ki, eğer insanlar o ayeti almış ve onunla amel etmiş olsalar, onu iyi tefekkür edip, onu iyi tezekkür edip mucibince amel etseler onlara kâfi gelirdi. Sonra şu ayet-i kerimeyi okuyor: “Kim ki Allah’tan gerçek manada ittika ederse Allah da ona bir çıkış, kurtuluş yolu lutfeder ve ona hiç beklemediği, hesap etmediği yerlerden rızık ihsan eder.”
Bu ayet-i kerimenin nüzul sebebi Tefsir-i Kurtubi’de şöyle anlatılıyor:
“İbn-i Abbas ve Cabir b. Abdullah’tan radıyallahu anhümden rivayet olunduğuna göre bu ayet Avf ibni Malik Eşcaî radıyallahu anh hakkında nazil olmuştur.
İbni Abbas’ın rivayetine göre, Avf ibni Malik Eşcai, Nebi sallallahu aleyhi ve selleme geliyor ve diyor ki; “Ya Rasulallah! Benim oğlumu düşman esir etti. Oğlumun annesi ise durmadan ağlıyor.”
Cabir b. Abdullah’tan gelen rivayete göre ise, “müşrikler onun oğlunu esir ediyorlar, oğlu sağ-salimmiş. Avf bin Malik Eşcai radıyallahu anh (kendisi de fakir sahabelerden) Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme geliyor, kendisine fakirlik ve sıkıntının isabet ettiğini, oğlunun düşman tarafından esir alındığını ve çocuğun annesinin bundan çok büyük bir sıkıntı duyduğunu anlatıyor ve diyor ki; “Ya Rasulallah! Bana ne emredersin? ”
Buradaki şu ifadelere, gerek anneler, gerek babalar çok dikkat etsinler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin emrini çocukları düşman tarafından esir edilmiş bir anne ve baba nasıl karşılıyor. “Bana ne emredersin ya Rasulallah!” diye sorunca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Allah’tan kork. (Sakın ha bağırıp çağırma, isyan, tuğyana varan şekilde laflar eyleme) sabret. Sana ve hanımına “la havle ve la kuvvete illa billâh(Allah’tan başka güç kuvvet sahibi hiç kimse yoktur.)” cümlesini çok okumanızı tavsiye ediyorum.”
Kendisini güçlü, muktedir görenler, gerçekten güç sahibi iseler haydi bakalım ölmeyiversinler, hastalanmayıversinler, kucaklarındaki canparelerini, evlatlarını ölmek üzere iken geri hayata döndersinler. Yapamazlar, edemezler. Onlardaki güç, iktidar izafîdir. Gerçek güç sahibi, gerçek kudret sahibi, kadir-i mutlak olan Allahu Teâlâ’dır. Allah onlara belirli bir zaman imtihan için biraz güç vermiştir. O kadar!
Başımıza bir bela veya musibet geldiği zaman Efendimizin tavsiyeleri doğrultusunda önce Allah’tan takva sahibi olmayı dileyeceğiz. İttikaya ereceğiz. İkincisi; bela ve musibetler karşısında sabırlı olacağız.
Başımıza bu tür durumlar geldiğinde, bir haksızlığa veya bir musibete uğradımız zaman, “La havle vela kuvvete illa billah” cümlesini çok söyleyeceğiz.
Avf bin Malik radıyallahu anh hanımının yanına dönüyor ve hanımına ne yaptığını, Rasulullah’ın neleri emrettiğini anlatıyor.
Bakınız hanımı ne diyor:
“Bize emrettiği şey ne güzel.”
Bir çaresini bulalım, oraya askerler gönderelim, senin çocuğunu çıkaralım demesi gerekirken neden böyle söylüyorlar diye itiraz etmiyor. Madem Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize:
1. Allah’tan korkmamızı
2. Sabırlı olmamızı
3. La havle vela kuvvete illa billâh, dememizi emretti, ne güzel diyor.
İşte iman, teslimiyet ve itaat böyle olur. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellemin emrinin üzerine herhangi bir yorum yapmamışlar, “böyle demişse en güzeli budur.” demişler.
Biz de müslümanlar olarak, Allah celle celaluhun gerek Kur’an’da buyurdukları karşısında, gerek Rasulullah’ın sünnet-i seniyyesi karşısında ancak ve ancak bu sahabeler gibi davranmamız gerekir. O zaman gerçek müslüman oluruz, o zaman gerçek takva sahibi oluruz, o zaman amellerimiz makbul olur. Ne buyuruyorsa amenna ve saddakna demekle karşı karşıyayız. Yani, iman ettik tasdik ettik deyip kabullenmeliyiz. Bin dereden su getirerek, bütün cehaletimize rağmen, nefsimize uygun yorumlar yaparak ortamı sulandırmaya çalışmamalıyız.
İşte biz de, büyüklerimiz Kur’an ve sünnetin doğrultusunda, Allah’a isyan olmayan hususlarda emir verdikleri zaman, hiçbir yorum yapmadan şöyle mi, böyle mi demeden amenna ve saddekna dememiz lazım. Kendi nefsî çıkarlarına göre yorum yapanlar neticede helak olup gidenlerdir. Onların, geçmişte bu gibi hâlini okuyoruz, zamanımızdaki bu gibilerin hâlini de görüyoruz. Göremediklerimizi de bundan sonra göreceğiz.
“Âlemlerin efendisinin buyruğu ne güzel” diyor kadın sahabi ve ikisi bunu yapmaya devam ediyorlar. Yani Allah Rasulü âlemlerin efendisinin emrettikleri şeyi yapmaya devam ediyorlar. Takva üzere yaşamaya, başlarına gelen bu musibete sabretmeye, “la havle vela kuvvete illa billâh” demeye gayret ediyorlar.
Bunun üzerine lütfu ilahi ile, Avf ibn-i Malik Eşcai radıyallahu anhın oğlunu esir alan kişiler bir an gaflete düşüyorlar. Muhafızı olan kişi ya uyuyup dalıyor, ya başka şeylerle meşgul oluyor. Bu gafletten faydalanan Salim bin Avf radıyallahu anhüma kendini esir edenlere ait 4000 koyunu da alarak, Allahu Teâlâ’nın lütfu ve ihsanıyla, Medine’ye, evine ulaşıyor.
Çünkü anne ve baba “la havle ve la kuvvete illa billahi, Allah’tan başka güç ve kuvvet sahibi kimse yoktur” Zikrine devam ettiler. Allah’a bu musibetten dolayı isyan etmediler. Bilakis sabrettiler. Takva sahibi oldular. Allahu Teâlâ onlara öyle bir lütuf yaptı. 4000 koyunu da sürüp geldi. İşte ayet-i kerime bunun üzerine nazil oldu.
Avf ibn-i Malik Eşcai radıyallahu anh fakir bir sahabi, geçim sıkıntısı içinde, oğlu esir düşmüş, sıkıntı üzerine sıkıntı... Ama o şükretti, sabretti.
Kendisi ve hanımı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin tavsiyesine tam iman ettiler, kabullendiler, madem Rasulullah buyuruyor, ne güzel buyurdu deyip yerine getirdiler. Neticede Allah onlara 4000 koyunla birlikte oğullarını da geri çevirdi. Rasulullah bu olayı duyunca “düşmandan alınan bu 4000 koyun size ve oğlunuza ait” dedi. Böylece hem oğullarına kavuştular, hem de fakru zaruretten kurtuldular. İşte “min haysu la yahtesib” sırrı tecelli etti. Allah, hiç beklemedikleri bir yerden onları rızıklandırdı ve zengin etti.
Biz yeter ki Allah’a, peygambere tam teslim olalım, takva üzere yaşayalım. Allahu Teâlâ bize ne ikramlarda ve ihsanlarda bulunur.
Bugün Türkiye’de ve dünyada müslümanların başına gelen maddî, manevî sıkıntılardan, özellikle maddî krizin ötesinde yaşanılan manevî krizlerden çıkış yolu takvadır. Allah’tan ittika etmek, tam manada takva sahibi olmak, başımıza gelen musibetlere sabretmek, “la havle ve la kuvvete illa billâh” duasına devam etmek ve burada gücümüz neye yetiyorsa onu yapmaktır. Böyle bir teslimiyetin neticesinde Allahu Teâlâ bizlere çıkış yolu ihsan ve ikram edecektir.
18 yıl önce gönderildi # -
ya sabır kardeşim her gecenin bir sabahı var rabbimher şeyin hayırlısını bizlere nasip etsin inşallah 100 ya sabır 1 fatiha 1 ayetel kürsü 3 ihlas okudum sıkıntılarınıza vesile olur inşallah
18 yıl önce gönderildi # -
CANIM KARDEŞM...ALLAHA SIĞINN....BOL BOL DUA OKU..BAZI ZAMANDA İNSAN AKLINI DEVRE DIŞI BIRAKIYO...BENDE YAŞADIM HALADA YAŞIYRM..HALA ACI CEKİYRM..BİZLER ZAVALLIYZ İŞTE..ASLINDA BİRDÜŞÜN..SENİN İCİN HAYIRLI OLSAYDI RABBİM ONU SANA NASİP EDERDİ.BİZLER NEYİN HAYIRLI NEYİN HAYIRSIZOLDUĞUNU BİLEMİYRZ...HEP DUYGULARIMIZLA OLSUN DİYRZZ..HEP UFACIK AKLIMIZLA HAREKT EDİYRZZ..RABBİM HERŞYN EN İYİ BİLENİ İLİM SAHİBİ OLANIDR..NOLUR ARTIK ALLAHA BIRAK.DUALAR BOŞA CIKMAZ..ASLA...AMA SEN ALLAHA BIRAK ARTIK...O BİRYOLA SOKMUŞ BİR YOLA KOYMUŞTUR.
18 yıl önce gönderildi # -
Allah razı olsun sizlerden. Umut verdiniz gerçekten. İnşallah Rabbimin izniyle bu durumdan kurtulurum inşallah ki güzel bir haber aldığım da ilk sizlerle paylaşayım bu forumda herkes bir biri için dua ediyor ne güzel bir paylaşım yeri her gün Allahın adının zikredildiği bu site uzun ömürlü olur inşallah nice dua dostlarının sevinçli haberlerini buradan alırız Rabbimizin izniyle... Allah cümlemizin duasını kabul etsin. Bizleri sıkıntıdan refaha kavuştursun. AMİN AMİN AMİN
18 yıl önce gönderildi # -
HİKEM-İ ATAİYYE’DEN
· 1- Başlangıçlar, nihayetlerin tecelli ettiği yerlerdir. Kimin bidayet ve başlangıcı Allah ile olursa nihayeti de O’nunla, O’na doğru olur. (263. hikmet)
· 2- Bidayet ve başlangıcı parlak olanın nihayeti de parlaktır. (28. hikmet)
· 3- İbadet ve taat yapamadığında üzülmemen, hata ve günah işlediğinde ise pişmanlık duymaman kalbin ölüm işaretlerindendir. (51. hikmet)
· 4- Varlığı sence küçük görülen ve göze batmayan ibadet aslında kalplerin dirilişi için en çok ümit verici ibadettir. (54. hikmet)
· 5- Allah ile huzur haline ulaşamadın diye zikri terk etme, zikrin peşini bırakma. Çünkü bizzat zikirden gafil olmak, zikir yaparken gafil olmaktan daha beterdir. Olabilir ki (Hakk Teâlâ) seni gafletle yapılan zikirden yakaza hâlindeki zikre(…) yükseltebilir. (50. hikmet)
· 6- Senin Allah’tan istediğin şeylerin en hayırlısı, O’nun senden istediğidir. (78. hikmet)
· 7- Ariflerin Allah Teâlâ’dan istedikleri şey, kullukta sadakat ve O’na ait hakların tamamıyla yerine getirilmesidir. (82. hikmet)
· 8- Hiçbir şey, kalp için kendisiyle tefekkür meydanlarına girdiğin uzlet kadar faydalı değildir. (10. hikmet)
· 9- Kendisinde kalbî huzuru bulamadığın herhangi bir ibadetin kabul edilmesinden ümidini kesme! Manevî hazzını acele ve peşin olarak yaşayamadığın ve idrak edemediğin bu ibadetin kabul edilmiş olabilir. (218. hikmet)
· 10- Tefekkür, kalbin ağyar ve masiva meydanlarında seyri, cevelanı ve yolculuğudur. (260. hikmet)
· 11- Tefekkür kalbin kandilidir. O giderse kalp için ışık ve ziya yok demektir. (261. hikmet)
· 12- Hayr-u hasenat gibi nafile ibadetlere koşmak, farz ve vacipleri yapmada ise tembellik göstermek heva ve hevese tabi olmanın alâmetlerindendir. (193. hikmet)
· 13- Sevdiğin herşeyin mutlaka kulu ve kölesi olursun. Halbuki Allah kendisinden başka hiç kimseye köle olmanı sevmemekte ve istememektedir. (209. hikmet)
· 14- Senin Allah Teâlâ’ya vasıl olman demek; O’nun ilmine, O’nu bilmeye vasıl olman demektir… (212. hikmet)
· 15- O(Allah), bu dünyada iken sana, kainata ve eşyaya bakıp düşünmeyi emretti. Öbür dünyada ise zatının kendini sana açacaktır. (118. hikmet) … “ De ki; semavatta olan şeylere bakınız.”(Yunus 101) emri ile sana anlayış ve tefekkür kapısını açmış oldu. (143. hikmetten)
· 16- Yaratıcısını müşahede edemediğin sürece kainatla berabersin. O’nu müşahede ettiğin zaman ise dünya seninle olur. (44. hikmetten)
· 17- Bir eşyadan diğer eşyaya seyahat edip durma! Kevn’den mükevvine geç.(Yaratılmıştan Yaratana geç) (44. hikmet)
· 18- Zillet ve iftikar (Allah’a muhtaçlık duygusu) getiren bir ma’siyet ve günah; izzet ve kibir getiren bir ibadet ve taattan daha hayırlıdır. (98. hikmet)
· 19- Senin için vakitlerin en hayırlısı yoksulluğunu müşahede ettiğin, sendeki zayıflık ve zillete döndürüldüğün vakittir. (102. hikmet)
· 20- Allah’a karşı (ma’siyet ve) kötülüklerin sürüp giderken O’nun sana olan ihsanının devam etmesinden çekin ve kork. Çünkü bu bir istidrac olabilir. (Yani peyderpey helake sürükleniyor olabilirsin) (68. hikmet)
· 21- Arifler bast haline girdikleri zaman, kabz halindekinden daha çok korkarlar. Çünkü bast halinde edep sınırlarında duran kişiler çok azdır. (84. hikmet)
· 22- Şeytanın senden gafil olmadığını bildiğin zaman, varlığını elinde bulunduran Allah’tan gafil olma. (234. hikmet)
· 23- Allah katında kıymet ve değerini öğrenmek istiyorsan; seni hangi işte ikame ettiğine, hangi halde tuttuğuna bir bak. (76. hikmet)
· 24- Dünyada bulunduğun müddetçe keder ve üzüntülerin gelip çatmasını garip görme. Çünkü dünya, vasfına layık olanları ve tabiatının gereğini ortaya koyacaktır.(25. hikmet)
· 25- Seni kendi yarattıklarından ürküttüğü zaman, iyi bil ki O, sana kendisiyle üns ve dostluk kapısını açmak istemektedir. (103. hikmet)
· 26- Hâli ve yaşayışı sana feyz ve hamle vermeyen, kâli(konuşması) ve sözü seni Allah’a götürmeyen kimse ile dostluk etme, arkadaşlık yapma. (46. hikmet)
· 27- Her meseleye cevap veren, her gördüğünden bahseden, her bildiğini anlatan bir kimse gördüğünde bu haliyle onun cahil olduğunu anla. (73. hikmet)
· 28- İnsanların sana gelmeyişleri veya kınamakla beraber teveccühleri seni üzüyorsa, kendindeki Allah ilmine dön. (232. hikmet)
· 29- Cenab-ı Hakk’ın, halkın eliyle sana ezâ ve cefâ ettirmesi, onlarla beraber oturup kalkmaman içindir. Her şeyin seni rahatsız etmesini istiyor. Ta ki seni hiçbir şey meşgul etmesin, Allah’tan alıkoymasın. (233. hikmet)
· 30- Söylenen her söz üzerinde, içinden çıktığı kalbin kisvesi, elbisesi vardır. (183. hikmet)
· 31- Sâlik ve dervişin keşf ve ilhamından bahsetmesi uygun düşmez. Çünkü bu durum vârid ve ilhamın kalpteki tesirini azalttığı gibi Rabbi ile olan samimiyetine de engel olur.
· 32- Yok olmayan bir izzet ve şerefin seninle olmasını istiyorsan, fâni bir izzet ile aziz ve bahtiyar olmaya çalışma.
· 33- Yapacağın iki iş birbirine karıştığı zaman onlardan nefsine ağır gelenine bak ve onu yap. Çünkü nefse ancak hak ve doğru olan şey ağır gelir. (192. hikmet)
· 34- İnsanlar sende bulunduğunu zannettikleri iyi huylardan dolayı seni methederler. Buna karşılık sen nefsî huylarının gerçeğini bildiğin için onu kınayıcı ol. (145. hikmet)
· 35- Sevdiğin ve kendisine koştuğun iyi iş, meşgul olman gereken iştir. (264. hikmet)
· 36- Talep şan değildir. Razı ol, şanda senin nam da senin. Varlığını bilinmezlik toprağına göm. Gömülmeyen şey nâbit olmaz.
· Eşyadan eşyaya seyahat edip durma. Kendine uzaktan bakmayı öğren. Bir dolap beygirine benziyorsun. Öyle ahmak, öyle hüzün verici.
· Madem ki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor, terke mani olan ne?
· Ölüme ağlama. Kalbe bak. Hata ve isyan ile pişman, ibadet ve taat ile neşveli değilsen zaten ölüsün.
· Melâl(hüzün) içindesin. Yoksul olduğunu düşünüyorsun. Ne ki senden alınmıştır, o senin hayrınadır. İçindeki yoksulluğu hissediyor musun? İşte senin için en hayırlı vakit. Unutma, ihtiyaç mütemadîdir.
· (Arka kapaktan)
·
· Not: Yukarıdaki iktibaslar Ataullah İskenderi’nin “Hikem-i Ataiyye” isimli eserinden seçilmiş olup hikmet numaraları sözlerin bitiminde verilmiştir.
· Hazırlayan: Mustafa Kara, Dergah yay. , 1. baskı, Ekim 1990
· Ataullah İskenderi’nin ölüm tarihi: 19 Kasım 1309 H.
· Aziz ruhuna bir Fatiha
18 yıl önce gönderildi # -
bizim bilmediklerimizi bilen YÜCE ALLAH sana hakkında hayırlısını nasip etsin.birde RABBİMİZ aklımızı kullanmamızı söylüyor bize.biliyorum kalbe söz gecirmek zor.ama yapabilirsin.o zaman daha rahat edersin inan.sen dua etmeye devam et.ama hayırlısı istemeyi atlama sakın.bende zamanında cok hayırsız biri için cok dua etmiştim. geldi ama onun için ettiğim dualara öyle pişman oldumki.ALLAH sana böyle birşey yaşatmasıın.
18 yıl önce gönderildi # -
dualarin kabulü icin en önemli sey ,inanmak ve sabretmek..ve israr etmek ..allah dualardan ayirmasin..
KENZÜL ARŞ DUASI
Lâ ilâhe illellâhül melikül hakkul mübîn. La ilâhe illellahül hakemül adlül metîn.
Rabbünâ ve rabbü âbâinel evvelîn. La ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn.Lâ ilâhe illellâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yumîtü ve hüve hayyül lâ yemûtü ebeden biyedihil hayru veileyhil masîru ve hüve alâ külli şey’in kadîr. Ve bihî nesteînü ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm. Lâ ilâhe illellâhü şükran li ni’metih.Lâ ilâhe illellâhü ikrâran bi rubûbiyyetih. Ve sübhânellâhi tenzîhen li azametih. Es’elükellâhümme bi hakkısmikel mektûbi alâ cenâhı cibrîle aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikel mektûbi alâ cenahı mîkâîle aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikel mektûbi alâ cebheti isrâfîle aleyke yâ rab.Ve bi hakkısmikel mektûbi alâ keffi azrâîle aleyke yâ rab. Ve bi hakkısmikellezî semmeyte bihî münkeran ve nekîran aleyke yâ rab. Ve bihakkısmike ve esrâri ıbâdike aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî temme bihil islâmü aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî telekkâhü âdemü lemmâ hebeta minel cenneti fe nâdâke fe lebbeyte düâehü aleyke yâ rab.Ve bihakkısmikellezî nâdâke bihî şîtü aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî kavveyte bihî hameletel arşî aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikelmektûbî fittevrâti vel incîli vezzebûri vel fürkâni aleyke yâ rab. Ve bihakkısmike ilâ müntehâ rahmetike alâ ıbâdike aleyke yâ rab. Ve bihakkı temâmi kelâmike aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî nâdâke bihî ibrâhîmü fecealtennâra aleyhi berden ve selâmen aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî nâdâke bihî ismâîlü fe necceytehû minezzebhı aleyke yâ rab.Ve bihakkısmikellezî nâdâke bihî ishâku fe kadayte hâcetehû aleyke yâ rab.Ve bihakkısmikellezî nâdâke bihî hûdü aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî deâke bihî ya’kûbü fe ra dedte aleyhi basarahû ve veledehû yûsüfe aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî nâdâke bihî dâvüdü fe cealtehû halîfeten fil ardı ve elente lehül hadîde fî yedihî aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî deâke bihî süleymânü fe a’taytehül mülke fil ardı aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî nâdâke bihî eyyûbü fe necceytehû minel gammillezî kâne fîhi aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî nâdâke bihî îsebnü meryeme fe ahyeyte lehül mevtâ aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî nâdâke bihî mûsâ lemmâ hâtabeke
alettûri aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî nâdetke bihî asîyetümraetü fir’avne fe
razaktehel cennete aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî nâdâke bihî benû isrâîle lemmâ câvezûlbahra aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî nâdâke bihil hıdıru lemmâ meşâ alel mâi aleyke yâ rab. Ve bihakkısmikellezî nâdâke bihî muhammedün sallallâhü aleyhi ve selleme yevmel ğâri fe necceytehû aleyke yâ rab. İnneke entel kerîmül kebîru. Hasbünellâhü ve ni’mel vekîl. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm. Ve sallallâhü alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî vesellem.18 yıl önce gönderildi #
Cevapla
Mesaj gönderebilmek için giriş yapmalısınız.