MÜSLÜMAN VE AKŞAMLAR
Günün her vaktinde bazı vazifelerle yükümlü bulunan müslümanın, akşamları da yapmasında büyük faydalar bulunan bazı alışkanlıkları vardır.
Akşam olduğunda: "Elhamdülillahillezi messene ve messel mülkü lillahi la şerike leh (Bizi akşama ulaştıran ve bütün mülk O'nun sayesinde ve O'nun için akşama kavuşan, eşi, benzeri ve ortağı olmayan Allah'a hamd ederim)" diyerek akşamı karşılar, Rab'bini hatırlar ve zikreder.
Rab'binin huzuruna divan duracağı saat olan akşam namazı vaktini heyecanla ve aşkla bekler. Ve akşama kulluk görevini eda etmek sûretiyle girer.
Aleyhisselâm Efendimiz şöyle buyurmuşlardır; "Akşam ve yatsı arasındaki vakit şeytanların sokaklara en çok dağıldığı, dolduğu zamandır. Bunun için bu vakitlerde çocuklarınızı dışarıya salmayınız." Müslüman bunu bildiği için -zaruret olmadıkça- çocuklarını dışarı salmamanın gereğine inanır.
Bunun dışında müslümanın akşamları yapmasında fayda göreceği işlerin bazısını yine aleyhisselâm Efendimizin hadîslerinden öğrenelim:
"Bir kimse akşamleyin "Radiytu billahi rabben ve bil İslâmi diynen ve bi Muhammedin sallallahu aleyi veselem Rasulen (Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı ve Rasul olarak Muhammed aleyhisselâmı seçtim ve buna razı oldum)" derse, imanın hakikatine ermiş olur." Tabii ki bu sözleri kalpten inanarak ve dille de ikrar ederek söylemek şarttır.
"Bir kimse akşam namazından sonra kimseyle konuşmadan 2 rekât (Evvabin Namazı!) kılarsa ve ilk rekâtta fatiha ile kâfirun sûrelerini ve ikinci rekâtte de fatiha ile ihlâs sûrelerini okursa, yılanın kabuğundan çıktığı gibi (özellikle küçük) günahlarından çıkar."
"Bir kimse akşamla yatsı arasında 20 rekât namaz kılar ve her bir rekâtte fatiha ve ihlâs sûrelerini okursa, Allah celle celâlühü o namazı kılanın nefsinde (şahsında), ehlinde (eş ve çocuklarında), malında, dünyasında ve ahiretinde muhafızı (koruyucusu) olur."
"Bir kişi, akşam namazından sonra 6 rekât (nafile) namaz kılsa, 12 senelik (nafile) ibadetine denk olur ve günahları deniz köpüğü kadar da olsa dahi af olunur."
Evet kardeşlerim. Görüldüğü gibi Yüce Mevlâmız bizlerin günahlardan arınmamız ve temizlenerek İlahi Rahmetine kavuşmamız için sonsuz rahmetinin gereği bizlere nice imkânlar hazırlamıştır. Sadece bunun için de olsa Rab'bimize ne kadar hamd ve şükür etsek yine de azdır.
Müslümanlar olarak bu nimetlerden güç ve imkânlarımız nisbetinde faydalanma yoluna gitmemiz, elbette ki şuurlu bir müslüman için ihmal edilmeyecek bir görevdir.
Sevgili Peygamber aleyhisselâm Efendimizin "Ahirette herkes nedamet ve pişmanlık duyacaktır. Bundan kimse istisna olmaz. Pişmanlık duyulacak şey ise insanoğlunun Allah'ı zikirsiz geçirdiği vakitler olacaktır" sözlerini düşününce meselenin ehemmiyeti kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Öyleyse elimiz işte dahi olsa, kalbimizi zikirde tutma alışkanlığı kazanmaya çalışmakta pek çok faydalar vardır. Biz sadece bir demet sunmakla yetindik.
Amacımız sadece, müslümanın hayat tarzının her safhasının bazı görev ve sorumluluklarla dolu olduğunu bir kere daha hatırlatmaktır. En büyük görev ve sorumluluğumuzun ise Hak nizamı için çalışmak, Hak nizamı hakim kılmak ve yaşatmaya çalışmak, yaşama gayreti içinde olmak olduğunu da asla hatırımızdan çıkarmamak mecburiyetindeyiz