Diye/bildiklerim
SenaiDemirci
Meryem’in sancısını çekmeyen İsâ’ya [as] kıymet veremez. Ten sancı çekecek ki, sen de İsâ’nın hakikatine gebe kalasın. Sancı çekmeye razı değilsen, İsâ yine doğar ama senden değil. Senden doğmazsa İsâ, kimse İsâ’yı kaybetmez, sade sen kaybedersin. Senden doğmazsa İsâ, İsâ da kaybetmez, sade sen İsâ’yı kaybedersin.
Meryem’in sancısı sahici yaşamanın kodları gibidir. Adını koyduğun şeyleri, kelâma hapsettiğin meçhulleri fethettiğini ve kuşattığını sanırsın. Bir şey karşısında insanî tüm zaaflarıyla bulunan biri o şeyle ilk defa muhatap olur gibi eşsiz bir orijinallik sergiler. Bir olay karşısında sınırsız bir çaresizlik, sahici bir acemilik yaşayan biri orada insanlığın ilk deneyimini tatmış gibidir. Meryem’i sahici eyleyen babasız İsâ’ya anne olmanın, yalnız başına doğum sancısı çekmeyi, doğum sonrası iffetsizlik suçlamasını göze almasıdır. Hayatta, çok şeye sahip olabilirsin, çok şeyi başarmış görünebilirsin; ancak onları sana ait eyleyen sır, canına bir Meryem sızısı değdirmesidir. Boyutlarını tahmin edemediğin, ne zaman biteceğini bilemediğin, maliyetini öngöremediğin bir sızıdır bu. Eğer o sızı yoksa, hayatın içinden hiçbir şeye dokunmadan, hiçbir şeyin sana dokunmasına izin vermeden geçiyorsun demektir. “Mazhar olmak”la “memerr olmak” arasındaki farkı hatırlattı bana bu. Su toprağa düştüğünde, toprak suya mazhar olur, yani toprağın üzerinde açan çiçekler renk renk suyun dirilik sırrını görünür eyler. Su metal bir borunun içinden aktığında ise, sadece bir yerden bir yere gitmiş olur. Su akıyor diye boruda çiçek açmaz, dirilik sırrı aşikâr olmaz. Kendine sor. Mazhar mısın hayata? Rüzgârın uğultusu, çiçeğin usaresi senin dudaklarında yeniden canlanıyor mu? Memerr misin yoksa? Geçilip gidilen yer misin? Varlığın güzelliğine nefesinden bir şey katıyor musun?
* * *
Ellerin kapalı geldin dünyaya. Sanki dünyayı derdest edip yanına alacakmışsın gibi. İşte geldin ve gidiyorsun. Seni bir bebek olarak kucağına alan dünya, yaşlı bir adam olarak itiyor dizleri dibine. Sen de hissediyorsun ki, yavaş yavaş uzaklaştırıyor seni kucağından. Ayaklarının dibine doğru kayıyorsun. Yumuk ellerle geldiğin dünyadan ellerin açık gideceksin. Dünyaya hiçbir şey eklememiş, dünyadan hiçbir şey eksiltememiş olarak döneceksin. Dünyanın parmaklarının arasından kayıp gittiğini hissediyor musun?
* * *
Razı olmak az şey değildir. Razı olarak kendi sınırlarını çizersin. Razı olmak, kendini kendinden ötesiyle tanımlaman demektir. Senden sonra var olan senin sınırını belirler çünkü. Senden önce başlayan senin varlığının eşiğini tayin eder çünkü. Razı olmak yerli yerinde olmaktır. Göz kirpiklere razıdır. Göz kirpiklerin gölgesinde görünmekle yerini bulur ve güzelleşir. Gül dikene rıza gösterir; diken de gülün sapında kalmaya razıdır.. Rıza içinde oldukları için yerlerini bilir ve severler. Kul olmak razı olmaktır. Kul kendi kulluğunun sınırları içinde tanımlar varlığını, bundan hoşnut olmaya bakar. Kıl kadar taşarsa sınırından, razılığın sırrı bozulur. Şimdilik göremediği ayinelerdeki görüntüsü flulaşır, çarpıklaşır, güzelliğini kaybeder. Gözün kirpiğe razı olması gibidir kulun Rabb’ine rızası. Göz kendini göremez ki, kirpiklerin sınırını aştığında çirkinleştiğini görebilsin. Sen de, kendini rızanın sır olduğu ayinelere düşür. Razı ol Allah’tan, Allah’ın razı olduğuna razı ol, Allah’tan razı olduğuna razı ol. Razı etmek istersen, önce razı ol.
* * *
Yakîn ile yakın akraba mıdır? Yakîn, kuşkudan uzaklaşmaktır. Kuşkudan uzaklaştığında yakınlaştığın nedir peki? Evet, evet, yakîn ile yakın akraba olmalılar. Hatta yakîn ile yakın “yakın” olmalılar. Gözden uzaklık gönülden uzaklığı gerektiriyorsa, gönlün gerçeği kucaklaması bir göz yakınlığını da gerektiriyor olmalı değil mi?.. “Sana yakîn gelinceye kadar ibadet et!” dediğine göre bütün yakınlıkların sahibi olan Karîb, her duada, her secdede bir yakınlık telaşı içinde olmalısın. Her şeyden uzaklaşarak, her şeyi bize yakın eyleyene yakın olmak içindir ibadet. Öyleyse seccaden yakîne doğru serilidir, rükûun yakîne doğru eğiktir, secdelerin yakîne temas etmektedir, tahiyyatın yakîn ile sohbettedir. Yani ki, ibadet, uzaklıklardan uzaklaşmak içindir. Uzaklıkların uzağında olduğunda, yakîni de yakını da komşu bulursun birbirlerine ve de kendine.
* * *
En iyisi, ölümü de yakın bil ki, yakîn yakının olsun.
* * *
Mühürlü dudaklar söylenemeyenleri söylerler ve ne çok şey söylerler. s.demirci@zaman.com.tr
Sayı: 205
Bölüm: Müzik