Şerîatte seninki senin, benimki benim.
Tarîkatte seninki senin, benimki de senin.
Hakikatte ne seninki senin, ne de benimki benim;
Hepsi mâlikü’l-mülk olan Hakk’ın.
şerîat hakîkatin kışrı, kabuğu yani dış yüzüdür; hakîkat ise şerîatin lübbü, özü, iç yüzüdür. Şerîatten hakîkate ulaştıran yola tarîkat, şer‘î hükümleri koruyup yerli yerine oturtmaya da ma‘rifet denilmektedir.
Bunlardan birincisi avâma, ikincisi havâssa, üçüncüsü, havâssu’l-havâssa, dördüncüsü de ehassu havâssu’l-havâssa mahsustur. [Avam: halk; havâs: vasıflı kişiler, âlimler; havâssu’l-havâs: üstün vasıflara sahip olan mümtaz ve güzîde ferdler; ehassu havâssu’l-havâs: en üstün vasıflara sahip olan kimseler, ârifler.]
bu mefhumlar silsilesini birbirinden ayırmak imkânsız... Çünkü bunlar, birbirlerinin lâzım-ı gayr-i müfârikıdır... Yani, olmazsa olmaz, birbirlerinden ayrılmaz parçalarıdırlar. Ve yine bunlardan her biri, ancak şerîatla tamam olur... Şerîatı mükemmel olmayanın; tarîkat, hakîkat ve ma‘rifeti de olmaz! İnsan, bütün bu yolları ikmâl ettikten sonra şerîatı ifsat edecek olursa; tarîkat, hakîkat ve ma‘rifeti de bozmuş olur. Çünkü; şerîat ağaç, tarîkat o ağacın dalları, hakîkat ile ma‘rifet ise yaprakları ve meyveleri gibidir. Binâenaleyh, ağaç olmayınca; dalları, yaprakları ve meyveleri de olmaz.
Ağaç dikmekten maksat; (ondan çeşitli yönlerden istifade ve bilhassa) meyve elde etmektir. Ağaçlar ayakta kaldıkları müddetçe meyveleri de düşecek (devşirilecek)tir. O ağaçların kökünde (kuruyup) bozulma olduğu zaman, meyveleri de yok olur. O ne büyük ahmaklıktır ki, ağacı kökünden sökerek meyveleri devşirilmeye çalışılır. Halbuki ağaçlar ne kadar bakımlı olursa, meyveleri de o kadar bol ve güzel olur. Her ne kadar meyve gâye değilse de, ağacın bir parçasıdır.
O bakımdan tarîkat, hakîkat ve ma‘rifetin sağlıklı olabilmesi için de, öncelikle şerîatin tam ve mükemmel olarak yaşanması, dogru düzgün anlatilip ögretilmesi gerekir.