Kaldırımda solmuş boynu bükük bir papatya gördüm. Önce kırılmış dallarına daha sonra dünyaya küsmüş kapanıp kalmış her bir yaprağına baktım. Tıpkı kendime benzettim. Çünkü ben ve benim gibiler iyi kötü yaşıyordu ama boynu bükük. Hep bir yanı eksik, toplum tarafından dışlanıp horlanan benim gibiler, tıpku büyüyüp geliştiği yerden alınıp ve koparılıp kaldırımda ayak altınada kalmış papatya gibi...
Böyle bir toplumda engelli olup yaşayabilmek ezilip büzülmemek için herşeyi sevdim ben. Gökyüzünde nazlı nazlı gelin gibi süzülen bulutu, gülen gözleri, bana sevgiyle yaklaşan herkesi sevdim. Böyle bir dünyada engelli olarak yaşayabilmek için herşeyi sevmek gerektiğine inandım. Çünkü bütün güzelliklerin hatta yaşamın yolu sevgiden geçiyordu.
Ben ve benim gibiler hiçbir zaman böyle olmayı istemedik. Daha hayata atılmak için küçücük bir su damlasıken her bebek gibibizlerde hazırlanıyorduk umutlarla dolu dünyaya.
Hayatta engelli olarak gözlerini açan bizler daha ufacıkken ilk önce küvetse, oksijen tüpüyle, ilaçlarla iğnelerle tanıştık; anne ve babamzla tanışmadan. Büyüdük ama başka çocuklar yürüme duygusuyla çoktan akraba olmuşken biz sadece bakıyorduk şaşkın gözlerle. Çünkü daha yerlerde sürünüyordu biz mazumların dizleri.
Herkes herşey biz engellilere tesrsti sanki. Kaldırımlar yollar bize küsmüştü. Hep zordu bize her şey,
Biz sevgi istiyoruz sadece, sadece sevilemyi... Belki sizler sever, el verirseniz bizimde tamamlanır eksiklerimiz...
Ben herşeyi sevdim, Sabah sımsıcak gülümseyen günzeşi, gece ışıldayan yıldızı. Adını sevgi koydum ben herşeyin. Siz de sevin, tıpkı kelebek gibi göklere uçurun bizleri. Yoksa heketmiyor muyuz bunları? Biz bizi seviyoruz, siz de bizi sevin...